18 Şubat 2010 Perşembe

Beetlejuice! Beetlejuice! Beetlejuice!





Kim bu filmi izleyip de, Betelgeuse'un korkunç cazibesine karşı koyabilmiştir ki? Eminim izleyenlerin hepsi, benim gibi çocukken, üç kere arka arkaya "Beetlejuice" demeye cesaret etmişlerdir. Filmi izledikten sonra, ilk kez kendimle başbaşa kaldığımda, henüz küçük bir çocuk olmama rağmen herşeyin kurgu olduğundan emindim, ama ya gerçekleşirse? "BEETLEJUICE!" Ya o çirkin, kaba ve korkunç hayalet birden karşımda beliriverirse? Korkmaz mıydım? "BEETLEJUICE!!" Ya hayatımı altüst ederse, tıpkı Adam'la Barbara'ya yaptığı gibi? Bir anlığına bu yaratığın kurgu değil de gerçek olduğunu düşünelim, adını üç kere söyleyince hayatını cehenneme çevirmek üzere geliyor..Peki onun geleceğinden ve herşeyi mahvedeceğinden bu kadar emin olmama rağmen, adını üçüncü kez söylemek için içimde bastıramadığım bu arzu ne? Niçin onun bu korkunç, berbat, iğrenç cazibesine kapılıyor buluyorum kendimi? "BEETLEJUICE!!!"
Gözlerimi sımsıkı kapatmış sesler duymayı, gözlerimi açtığımda onu yanıbaşımda bulmayı bekliyorum. Gözlerimi korkarak açtığımda hiçbir şey olmadığını görüyorum.Herşey bir kurgudan ibaret, bir filmden, ve gerçek hayatta Beetlejuice diye birşey yok. Kalbim küt küt atıyor ve kendi kendime soruyorum; ya olsaydı? Az önce aldığım riskin büyüklüğünü biliyor muydum?
Film 1988 yapımı, yani ben doğmadan 1 yıl önce yapılmış. Başrollerini Alec Baldwin, Geena Davis, Winona Ryder, Catherine O'Hara ve Jeffrey Jones paylaşıyorlar. Ve tabii elbette Betelgeuse rolündeki Michael Keaton. Michael Keaton'ın oyunculuğu muhteşem, kısık ve genizden konuşmasındaki ses tonu ve deli dolu hareketleri, filmde Barbara ve Adam'ı şaşkına çevirdiği gibi, izleyiciyi de şaşkına çeviriyor, anında hızla olan biten şeylere ayak uydurarak izlemek zorunda bırakıyor. Bilmem başka böyle düşünen var mı ama, Betelgeuse öyle bir karakter ki, her ne kadar Michael Keaton o karakteri oynarken çok iyi bir iş başarmışsa da, aynı karakteri Jim Carrey'nin de, üzerine ölçüsü ölçüsüne uygun bir kıyafeti rahatlıkla giyermiş gibi, ustalıkla oynayabileceğini düşündürüyor.
Filmde Alec Baldwin'i o kadar genç görmek, muhtemelen her izleyeni şaşırtan unsurlardan biri. Biraz dikkatli bakmasam ve ses tonundan tanımasam, Adam Maitland'ı oynayanın Alec Baldwin olduğunu söylemem zor olurdu. Geena Davis ise, Baldwin'e eşi olarak eşlik etmekte iyi iş çıkarmış. "Home Alone (Evde Tek Başına), Home Alone 2: Lost in New York (Evde Tek Başına 2)" filmlerinde asıl çocuk Kevin'ın (Macaulay Culkin) annesi rolünde görmeye alıştığımız ve "The Nightmare Before Christmas"ta Sally'i seslendirmiş olan Catherine O'Hara ise; özellikle de yemek masası sahnesinde, bizim Grup Vitamin sayesinde "Ellere var da bize yok mi?" sözleriyle bildiğimiz Harry Belafonte'nin yorumladığı " Day-O (The Banana Boat Song)" şarkısını söylemeye ve dans etmeye başladığında, filme müthiş bir renk katıyor. Ve tabii tuhaf saç modelleri, şapkaları ve cenazeye giderken giyilenlere benzeyen aşırı abartılı siyah kıyafetleriyle, evdeki hayaletleri tek görebilen kişi olan Lydia rolündeki Winona Ryder'ı unutmamak gerek.
Filmin görsel efektlerine gelince, 1988 yılına göre harika olduklarını söyleyebilirim,içlerinde bir tek sırıtan "çöl yılanı" olarak geçen yaratıktı.Bunun dışında, makyajlar, maskeler, kostümler gerçekten takdire şayandı -özellikle de korkutma sahnelerinde.
Filmin müziklerini, Tim Burton filmlerinde alışılageldiği üzere yine Danny Elfman'ın yaptığını ve yine harika bir iş çıkardığını belirtmeliyim. Filmin girişinde çalan "Main Titles" ın ihtişamı, sizi Beetlejuice'un ürpertici dünyasına cezbedici bir şekilde davet ediyor. Dinlerken, kendinizi bir buçuk saatlik eksantrik bir filme gayri ihtiyari hazırladığınızı hissedebilirsiniz.
Biraz da filmin konusundan bahsedelim. Adam ve Barbara Maitland çifti, kendilerine gerekenden çok daha büyük ve fazla odası olan bir eve, kasabanın içerisinde de bir nalbur dükkanına sahiptirler. Herşey, Adam'ın, yapmakta olduğu kasabanın maketini bitirmek için, eksik olan birkaç malzemeyi almaya nalbur dükkanlarına gitmeyi, karısına teklif etmesiyle başlar. Yeni tatile çıktıkları için neşeli olan çift, arabalarına biner, dükkana gidip gerekli malzemeyi alırlar, ancak dönüş yolunda aniden yollarına çıkan küçük bir köpeği ezmeme uğruna kırdıkları direksiyon, arabalarıyla kasabadaki nehre uçmalarına neden olur.
Sırılsıklam evlerine dönerler, ancak herşey garipleşmiştir, Barbara'nın parmakları tutuşup mum gibi yanmaya başlar, Adam evin ön kapısından dışarı çıkmak istediğinde, kendisini uçsuz bucaksız, içinde dev bir yılanın gezdiği bir çölde bulur, aynada artık yansımaları yoktur ve hayatlarında gördükleri en tuhaf kitabın onları beklediğini keşfederler : "The Handbook for Recently Deceased (Yeni Ölmüşler İçin El Kitabı)". Adam ve Barbara Maitland artık birer ölüdürler.
Ancak ölü olmanın verdiği dertler bitmez; çoktandır evlerini satmaları için onları ikna etmeye çalışan emlakçıları, cenazelerinden hemen sonra evlerini, tuhaf bir kızı ve isterik bir karısı olan Charles Deetz'e satar. Charles her ne kadar oraya kafa dinlemek için gelmişse ve evin dekorasyonunda herhangi bir değişiklik istemiyorsa da, karısı Delia, sinir bozucu dekoratörüyle evi dekore etmeye başlar. Bu durum hayalet çifti pek mutlu etmez, Deetz'lerin gelişiyle tavan arasına tıkılmak zorunda kalmışlardır ve evlerinin değişik bir biçimde dekore edilmesi hiç hoşlarına gitmemektedir.Kitapta acil durumlar için bir kapı çizmeleri önerildiğinden, bir kapı çizip, ölülerin bilgilendirilmek amacıyla bekledikleri bekleme salonuna giderler. Orada, onları bilgilendirecek olan görevli Juno'yla görüşürler, ve ondan reklamını görüp durdukları Betelgeuse'un tehlikeli biri olduğunu, adını üç kere söylemeden gelemeyeceğini öğrenirler.
Derken, işler gitgide sarpa sarar, Deetz'ler Maitland'lerin evdeki varlıklarını öğrenip, evi hayaletli bir eğlence parkına çevirmeye karar verdiklerinde, onları korkutup kaçıramayacaklarını anlayan Maitland'ler hayaletlerin en korkuncuna Beetlejuice'a başvururlar. Bu, belki de yapabilecekleri en büyük hatadır.
Çocukluğumda, bu filmi defalarca, bölük pörçük izleyip durdum, yaklaşık bir buçuk sene önce oturup doğru düzgün baştan izledim, bu yazıyı yazmadan hemen önce de bir kez daha izledim. Televizyonda verildiğini her gördüğümde anneme açması için yalvardığım, 20 yaşında koca bir kız olmama rağmen hala içimde tuhaf bir heyecanla, üç kere "BEETLEJUICE! BEETLEJUICE!! BEETLEJUICE!!!" demeye cesaret etmeye çalıştığım, muhteşem bir film. Çocukluk anılarında, Beetlejuice'u barındıran herkes gibi, bu filmi çektiği için, Tim Burton'a teşekkür ediyorum:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder