8 Şubat 2010 Pazartesi

Everybody's Fine / Herkesin Keyfi Yerinde


Yönetmenliği ve yazarlığını Kirk Jones'un yaptığı ve başrollerini, Robert De Niro, Drew Barrymore, Kate Beckinsale ve Sam Rockwell'in paylaştığı, geçtiğimiz cuma vizyona giren "Everybody's Fine / Herkesin Keyfi Yerinde" adlı film, afişini ilk gördüğümden beri izlemek istediğim bir filmdi. Bu isteğimin nedenlerinden ilki büyük bir oyuncu kadrosuna sahip olması, bir diğeri, birazcık gülmekti. Filmin konusunu bilmeden, afişine bakan her insan evladı gibi, filmin komedi olduğunu düşünerek, açtım, oturdum ve izlemeye başladım.("Film şu an sinemadaysa, nasıl açıp oturup izliyorsun?" diye düşünenlere birtakım illegal bağlantılarım olduğunu söylemeliyim.) Kendimi gülmeye, eğlenmeye hazırlamıştım ancak karşılığında, gözlerimde film boyunca yanma hissi ve boğazımda kalan, bir türlü yutmayı beceremediğim bir kestane aldım diyebilirim.

Film gerçekten de hoş ve etkileyici bir filmdi, komedi sanmamın aksine bir dramdı. Robert De Niro'nun oyunculuğu çok büyük bir takdiri hakediyor filmde, kaç kere sırf onun ufacık bir mimiği yüzünden gözlerim doldu ve boğazım düğümlendi.

Biraz filmin konusundan bahsedeyim sizlere; eşini 8 ay önce kaybetmiş Frank Goode (De Niro), hayatları boyunca anneleriyle çok daha yakın iletişimde olan iki kızı ve iki oğlunu, onların anneleriyle olan sıkı ilişkisinin yerini doldurabilmek için, bir masa etrafında toplamayı, ve onlarla daha yakın bir ilişkiye sahip olmayı arzulamaktadır. Çocuklarının ona ziyarete geleceği gün için planlar yapar, bahçesini düzenler, yeni bir mangal alır, en iyisinden bir biftek ve şarap alır, amacı çocuklarını etkilemektir. Ancak çocuklarının dördü de ziyaretlerini son anda iptal ederler, hepsinin bahanesi, günlük hayatları ve işleriyle ilgilidir.

Bu duruma çok içerleyen Frank, gidip doktoruna görünür ve bir yolculuğa çıkıp çocuklarını görüp göremeyeceğini doktoruna danışır. Doktoru, Frank ömrü boyunca telefon tellerine PVC kaplama işi yaptığı ve o zehirli maddeleri koklamak zorunda kalıp akciğerlerine zarar verdiği için bu yolculuğa çıkmasını, özellikle de uçağa binmesini sakıncalı bulur. Frank yine de onu dinlemez ve tren ve otobüslerle çocuklarını, yaşadıkları dört ayrı eyalette ziyaret etmeye başlar. Sırasıyla önce New York, sonra Chicago, Denver ve en sonunda da Vegas'a giden, ve bir ressam, reklam acentası sahibi, orkestra şefi ve balerin olduğunu düşündüğü çocuklarına sürpriz ziyaretlerde bulunan Frank, çocuklarının hayatlarının aslında, belli etmemeye çalışmalarına rağmen, ona söylediklerinden daha kötü ve sırlarla dolu olduğunu görür. Şimdiye kadar çocuklarının kendisine söylediği birçok şey, ya yalan, ya da mübalağadır. Daha da kötüsü, birkaç günlüğüne kalmaya gittiği üç çocuğu da onu kendi evlerinden kardeşlerine sepetlemek için çaba harcıyor ve bahaneler uyduruyorlar gibi görünmektedir, dördüncü çocuğu David'i ise evinde bulamamıştır bile. Çocuklarının bu davranışlarından çok içerleyen Frank'in ise bilmediği bir şey vardır; çocuklarının bu şekilde davranmalarına neden olan korkunç sır.

Filmin imdb (international movie database) puanı 7.4 tü, ben 8 verdim. Ayrıca filmin son sahnesinde, Paul McCartney'nin filme özel olarak yazdığı "(I Want To) Come Home" adlı şarkısını da dinleyebilirsiniz -ki bence filmin havasına çok uyan bir şarkı olmuş, öyle ki,filmin etkileyiciliği ve şarkı birleştiğinde,şarkıyı söyleyenin Paul McCartney olduğunu, sıkı bir McCartney hayranı olmama rağmen, şarkının sonuna doğru farkettim. Bu da filmin gerçekten güzel ve etkileyici olduğunu, bittikten sonra bir süreliğine kafanızı meşgul edip, sizi dalgınlaştırdığına bir işaret bence.

Kısacası, filmi beğendim, üzerinde daha fazla yorum yapıp, gidecek olanların tadını kaçırmak istemem. Tek söyleyebileceğim şey gerçekten izlenmeye değer bir film olduğu. İyi Eğlenceler!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder