21 Şubat 2010 Pazar

The Lovely Bones / Cennetimden Bakarken








Tim Burton filmlerine devam etmeden önce, önümüzdeki hafta vizyona girecek olan "The Lovely Bones / Cennetimden Bakarken" adlı filme bir göz atmak istedim.
Alice Sebold'un, bir yıldan fazla bir süre boyunca New York Times'ın çok satanlar listesinde birinciliğini korumayı başaran aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda, kitapları filmlere uyarlamaktaki ustalığını Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi'nden (The Lord Of The Rings Trilogy) çok iyi bildiğimiz Peter Jackson var. Başrollerde ise; Susie Salmon rolünde Saoirse Ronan, anne - baba rollerinde, Rachel Weisz ve Mark Wahlberg, büyükanne rolünde Susan Sarandon, seri katil-komşu rolünde de Stanley Tucci var.
Filmin konusundan biraz bahsedeyim; filmin başında cennette olan,ve bize hikayesini oradan anlatırken tanımaya başladığımız Susie, 14 yaşında, henüz hoşlandığı çocukla ilk öpücüğünü bile yaşayamamış bir genç kızdır, anne-babası, kendinden küçük kız ve erkek kardeşiyle, tek tasası, hoşlandığı çocuğun onun farkında bile olmadığını sanmak olan, mutlu ve huzurlu bir hayat yaşıyordur. Bu huzurlu hayatının sonunun çok yakın olduğunu, hele de komşuları George Harvey'nin bu sonu elinden geldiğince çabuklaştırmayı planladığını elbette aklının ucundan bile geçirmez.
Bir gün okul çıkışında, hoşlandığı çocuk Ray, gelip onunla konuşur ve ona çıkma eder. Heyecandan kitaplarını düşüren Susie, onları toplamaya çalışırken, Ray'in kitaplarından bir tanesinin arasına bir not sıkıştırdığını farketmez. Evine her zaman gittiği kestirme yol olan mısır tarlasından geçerken, çantasından beresini alır, ve bu işi yaparken kitabını düşürür. İçinden fırlayan ve rüzgarla savrulan notu görünce merakla notun peşinden gitmeye başlar. Ancak notu bir türlü yakalayamadığı gibi, tarlanın tam ortasında, komşuları George Harvey'e rastlar.
George Harvey, tarlanın tam ortasına yerin altına, sırf kurbanının ilgisini çekebilmek için, bir oyun odası hazırlamıştır. Susie'yi orayı ilk kez deneyenin kendisi olması konusunda ikna eder. Susie odanın büyüsüne kapılıp yeraltına iner, ancak yeryüzüne tekrar çıktığında, bedeninin hala o odada, Harvey'le birlikte olduğunu anlaması için belli bir süre geçmesi gerekir.
İki dünya arasında sıkışmış Susie'nin ruhu, ilerlemek istememekte ve geçmişte yaşadığı dünyaya bağımlı kalmak istemektedir. Bulunduğu yerden, katilinin kim olduğunu görür, ailesinin acıları yüzünden parçalanmaya başlamasını, hoşlandığı erkeğin neler yaptığını izler. Nihayet katilinin bu sefer de küçük kızkardeşine kafayı taktığını farkedince, bir şekilde babasına katilinin kim olduğunu gösterecek işaretler verir; yüreği katiline karşı nefret ve intikam isteğiyle doludur. Ancak bu duygularının, sadece ailesine zarar verdiğini görmesi, bu duygulardan kendisini arındırmaya çalışmasına ve kendisini özgür bırakarak, ailesini de özgür bırakabileceğini anlamasına neden olur.
Atonement / Kefaret filminde, 13 yaşındaki Briony Tallis rolünden tanıdığımız Saoirse Ronan, film boyunca iyi ve yapmacık olmayan, doğal bir oyunculuk sergiliyor. Susan Sarandon her zamanki müthiş performansını gösterirken, Susie'nin anne babasını oynayan Mark Wahlberg'in ve Rachel Weisz'in oyunculuklarının bu filmde, rahatsız edici bir biçimde yetersiz kaldığını itiraf etmeliyim, özellikle de çocuklarının öldüğünü öğrendikleri sahnede yataklarına uzanmış birbirlerine sarılır ve ne yapacaklarını konuşurlarken; gerçekten büyük bir acı içinde olduklarını hiçbir şekilde izleyiciye hissettiremiyor, adeta yapmacık kalıyorlar. (Küçük bir not: Susie Salmon'ın babası Jack Salmon'ı ilk başta oynaması kararlaştırılan aktör Ryan Gosling olmasına ve rolü için birkaç kilo alıp, sakal bırakmasına rağmen, filmin çekimlerinden bir gün önce, yerine Mark Wahlberg getirildi. Bu konuyla ilgili sorulan sorulara ise "fikir ayrılığı" cevabı verildi.)
Çok uzun zamandır, komedi filmlerinde rol alan ve daima izleyicinin sempatisini kazanma becerisine sahip Stanley Tucci'yi, bir peruk,lensler ve takma bıyıkla, sarışın ve açık renk gözlü soğukkanlı, sapık bir katil rolünde görmek, birçok izleyiciyi olduğu gibi beni de şaşırttı. Ama itiraf etmeliyim ki, uzun zamandır izlediğimiz Stanley Tucci karakterlerinin tamamen zıttı olan bir karakter oynuyor olmasına rağmen, Tucci bu rolün hakkını sonuna kadar vermiş. George Harvey'in soğukkanlı, tekinsiz davranışları, kalın ve burundan gelen bir sesle konuşması, bıyığının altından sinir bozucu bir biçimde 'hımm'laması, burnundan soluması ve daha bunun gibi minik detaylar, izleyiciye karşılarında gerçekten manyak bir seri katil olduğunu hissettiriyor.
Filme gelirsek, aile kızlarının ölümünü aşmaya çalışırken, eve, onlara yardıma gelen büyükannenin ev işlerindeki beceriksizliği ve aynı zamanda Susie'nin arada kaldığı yerde bir arkadaş bulup her istediğini yaparak eğlenip gülme sahneleri gayet neşeli, hatta bir komedi filmine yaraşacak bir şarkı eşliğinde izleyicilere sunuluyor -ki, filmin bir dram/gerilim olduğu göz önünde bulundurulursa, filmin ortasında bu eğlenceli sahnelerin ne işi var dedirtiyor insana. Herşeyin birkaç sahneliğine sanki güllük gülistanlıkmış gibi gösterilmesi, bir paragrafın içinde paragrafla alakası olmayan bir cümle gibi, filmin akışını bozuyor, seyircinin ise dikkatini dağıtıyor.
Ayrıca, filmin sonuna doğru, Susie'nin kızkardeşinin, katilin kim olduğuna dair bulduğu kanıtı, ailesinde gelişen bir sevgi gösterisini izleyerek, katilin o civardan kaçmasına izin verecek kadar zaman boyunca onlara göstermemesi - üstelik katilin elinden henüz kurtulmuşken- böylesine bir rahatlık ve pişkinlik göstermesi de saçmaydı bana göre. Ve filmin sonunda katilin layığını bulduğunu görmemiz bile, yeterince rahatlama hissi vermiyordu diyebilirim.
Bütün bunların dışında, filmden etkilenmemek pek mümkün değil. Tucci'nin ve Ronan'ın oyunculukları filmi götürüyor. Bazı sahneler insanı gererken, bazıları sabırsızlık hissettirebiliyor. Ve pek tahmin etmeyeceğiniz bir şekilde bitiyor.
Lord Of The Rings Trilogy'den sonra, Peter Jackson'dan pek de beklenmeyecek düşüklükte bir performansla uyarlanmış bir film. Ancak, merak ederseniz, izledikten sonra pek pişman olacağınızı sanmıyorum. Sonuçta bir Peter Jackson filmi, ve yukarıda yazdığım pürüzler dışında, merak uyandırıcı, gerçekten çok hoş efektlere sahip bir film. İyi seyirler!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder