6 Şubat 2010 Cumartesi

Pushing Daisies


Yaratıcılığını Bryan Fuller'ın yaptığı, başrollerini Lee Pace ve Anna Friel'in paylaştığı, 7 Emmy Ödülü'nün yanında birçok ödül almış, 2007-2009 yılları arasında 2 sezon devam eden Pushing Daisies dizisi, New York Daily News tarafından "yıllardan beri yapılan en orijinal TV dizisi" olarak adlandırılmıştır. İki sezonu da izlemiş biri olarak, dizinin çekimlerinin ve hikayenin gerçekten de çok orijinal olduğunu belirtmeliyim.
Hikaye, bir dokunuşla ölüleri canlandırabilme yeteneğine sahip, yalnız bir turtacı olan Ned'in hikayesi. Ned, henüz bir çocukken, bir kamyonun altında kalan ölü köpeğini tek bir dokunuşla hayata döndürür ve bu sayede ölüleri hayata döndürebildiğini keşfeder. Henüz 9 yaşındayken gözlerinin önünde beyin kanaması yüzünden ölen annesini tek bir dokunuşla hayata döndürür, ancak bu mucizevi yeteneğiyle ilgili bilmediği birkaç minik pürüz vardır. Öncelikle ölü birini hayata bir dakikadan fazla bir süreliğine döndürürse, zaman bir dakikayı aştığında, hayata döndürülen canlıya eş değer, yakınlardaki başka bir canlı ölmektedir. Örneğin, hayata döndürülen birkaç ateş böceğinin bedeli iri bir örümcektir, Ned'in köpeği Digby'nin hayata dönmesinin bedeli bir-iki sincaptır. Ned'in annesinin hayata dönmesinin bedeli ise, Ned'in çocukluk aşkı Charlotte "Chuck" Charles'ın babasının ölmesidir.
Henüz 9 yaşında bir çocuk olan Ned, annesini ölümden döndürerek, Chuck'ın babasını ölüme göndermiş olduğu gerçeği yüzünden vicdan azabıyla geçirdiği bir gün sonrasında, yeteneğiyle ilgili ikinci ve acı bir gerçeği daha keşfeder; gün boyunca ona dokunmamış olan annesi, gece onu yatırırken oğlunu alnından öpmek istediğinde, anında taş kesilir ve sonsuza kadar ölü olarak kalır.
"First touch - life, second touch - dead forever"mantığını kavrayarak büyüyen, ve kendi annesinin, Chuck'ın babasıyla aynı gün içinde ölmesinin verdiği yıkımla Chuck'tan ayrılarak, bir yatılı okula verilen Ned, zaman zaman Chuck'ı özlese de,onu bir daha 29 yaşına kadar görmez.
Aradan geçen 20 yıl sonrasında, Ned büyümüş ve "Pie Hole" adını verdiği turta dükkanını açmıştır. Mucizevi yeteneğiyle ilgili sırrını kendinden başka bilen tek kişi olan ve bunu da tesadüfen öğrenmiş olan Özel Dedektif Emerson Cod (Chi McBride) ile birlikte,yeteneğini, kurbanları hayata bir dakikalığına döndürüp,onlardan katillerinin ismini alarak, cinayet davalarını çözmek için kullanmaktadır. Her ne kadar bu iş için karşılığında para alsa da Ned, adaletin yerini bulmasında büyük bir görev üstlendiğini düşünmektedir. Ancak hayatı, Cod'un ona getirdiği yeni bir davayla alt üst olur; bu sefer ki kurban, gemiyle turistik bir geziye çıkmış yalnız turist Charlotte Charles'tır, boğularak öldürülmüş, ardından da denize atılmıştır.
Ned'in sıradaki görevi çok zordur, yıllarca görmediği çocukluk aşkını bir dokunuşla hayata döndürür,ona durumu açıklar ve bir dakika içinde ondan katilini öğrenmeye çalışır.Ancak iş Chuck'a tekrar dokunup, onu sonsuz uykusuna göndermeye geldiğinde, ona hala aşık olduğunu hissedip bunu yapamaz - her ne kadar yakınlardaki birinin öleceğini bilse de (ve ölürde.).
Daha sonra Ned'i, yeteneğini sadece kar amaçlı değil,iyilik için de kullanması yönünde teşvik eden Chuck, Ned ve Emerson'ın özel dedektiflik girişiminin üçüncü ortağı olur. Artık hayat, tek bir korkunç ayrıntı haricinde Ned ve Chuck için mükemmeldir. Ned, Chuck'a bir daha dokunursa, Chuck bu defa sonsuza kadar ölecektir.
Bu dizinin her detayına bayıldım, ana hikayeden tutun, çözdükleri cinayetleri anlatan yan hikayelere,karakterlere, müziğine , bir masal diyarından fırlamış gibi görünen görüntü kalitesine; ancak sanırım beni en çok cezbeden, en ufak bir temasın ölümcül olacağı, yakındayken bile uzaktan sevmek zorunda bırakan aşktı. Bir insana çok aşık olduğunuzu, ancak her ne kadar yakınlarında olsanızda, herhangi bir temasa maruz kalmamak için hep tetikte olduğunuzu, ve ona kazayla dokunacak olursanız, ya onun ya da kendinizin ölebileceğini hayal edebiliyor musunuz?
Bu fikrin orijinalliği ve kusursuzluğu, yazmak için daima orijinal bir fikir arayan beynimi dumura uğratıp,kendine hayran bıraktırdı diyebilirim. Ancak üzücü olan şey,bu dizinin her ne kadar dünya çapında binlerce hayranı olsa da, ikinci sezon sonunda yarım kalan bir çok hikayeyle, hızlı ve birazcıkta havada kalan bir sonla bitirilmek zorunda kalınması ve gösterimden kaldırılması. Facebook'ta, sadece benim hayranı olduğum sayfasında bile 119.600 fanı bulunması, dizinin ne kadar sevildiğinin büyük bir kanıtı.
Yaratıcı ve yazar Bryan Fuller'la yapılan bir röportajda, Fuller'ın da dizinin kaldırılması konusunda üzgün olduğunu ve gerekli maddi desteği sağlayabilirlerse, yarım kalan hikayelerin tamamlandığı, ve herşeyin gerçek bir sona erdiği bir film yapma fikrinin olduğunu okudum. Bunun dışında, dizinin şu anda Amerika'da yayınlanan çizgi romanları, onlara erişebilenlere, hikayenin devamını anlatıyor. Burada komik olan ise, 7 Emmy'nin dışında, bir çok ödüle aday olmuş, ve aday olduklarının çoğunu kazanmış, çok beğenilen ve sevilen bir dizinin neden gösterimden kaldırıldığı.
Benim naçizane fikrim, her ne kadar tatmin edici bir sona varmasa da, eğer denk gelirseniz, bu diziyi izlemeniz yönünde. Çünkü, eğer orijinal fikirleri, görsel güzellikleri, detayları ve ulaşılamayan aşkları seviyorsanız, bu diziyi de çok seveceksiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder