9 Şubat 2010 Salı

Sweeney Todd : The Demon Barber of Fleet Street




Sweeney Todd'un afişini ilk gördüğümde, "İşte, dedim, yeni bir vampir filmi daha!" Filmi vampir filmi sanmamın nedeni, Johnny Depp ve Helena Bonham Carter'ın olağanüstü makyajlarıydı. Sinemasına gidene kadar, film hakkında hiçbir şey bilmiyordum, sadece cehaletle Johnny Depp'in bir vampiri oynadığını düşündüğüm bir filme gidiyor olduğumu sanıyordum - ki Johnny'i vampir olarak düşünmek gerçekten hoştu.
Bu ne samimiyet dediğinizi duyar gibiyim, Johnny Depp'in Johnny Depp olduğunu ilk farkedişim, Karayip Korsanları filmine dayanır; lisede olduğum ve tabii aynı zamanlarda iki arkadaşımın da bana sürekli ondan bahsedip, ne kadar harika bir oyuncu olduğunu yineleyip durdukları zamanlara. (Evet Berke, evet Melis, sizden bahsediyorum:P) Ve o kadar bilgi, film ve fanteziden sonra, başka belli başlı ünlülere olduğu gibi o artık benim için "Johnny"di. Her neyse bundan size daha sonra bahsederim.
Ancak filmi izlemeye başladığımız anda, beni ve Onur'u gerçekten şaşırtan bir şey vardı ki, buna asla hazırlıklı olmadığımızı söyleyebilirim: Film bir müzikaldi! Elbette daha filmin konusunu dahi bilmeden, Broadway'deki bir müzikalden uyarlandığını asla tahmin edemezdim.Ve tabii o mükemmel makyajlar dışında, filmdeki karakterlerin vampirlerle uzaktan yakından ilgisi yoktu.
Filmin bana verdiği o hissi nasıl tarif edebilirim bilemiyorum, Londra'nın o koyu, kapalı, gri havası ve oraya öylesine uyan karanlığın iki şeytani yaratığı. Mr. Todd, karısını ve kızını, karısına göz diken bir yargıç yüzünden kaybettiği için öfkeli, intikam duygularıyla dolup taşan,çok yetenekli bir berber; Mrs. Lowett ise, sadece kendi çıkarlarını düşünen, vicdanı sızlamayan, leş gibi bir etli turta evi sahibi bir üç kağıtçı. İkisi bir araya geldiklerinde, insanın aklının alamayacağı kadar muhteşem ve uyumlu bir çift oluşturuyorlar, içlerinde, derinlerde bir yerlerde güneşli günlere özlem duyan, ancak karanlık ve gölgede yaşamak zorunda kalan iki zavallı yaratık. Hele de Mr. T. nin elinde satır ve Mrs. Lowett'ın elinde oklavayla cama dayanarak şarkı söyledikleri sahne, sizi dünyada bu ikisinden daha uyumlu bir çift daha bulamayacağınıza inandırıyor; biri keser, öteki pişirir..
Filmdeki diğer favori sahnelerimden biriyse, Mrs. Lowett'ın hayal kurduğu sahneydi - ve elbette filmde en çok güldüğüm sahne de oydu. Mrs. Lowett hayalini anlatmadan önce Mr. Todd bağdaş kurup oturmuş, öldürerek intikamını alacağı yargıcı nasıl tekrar dükkanına getireceğini, yüzünde yarı sinirli, yarı boş ve ölü bir ifadeyle hiç kıpırdamadan düşünmektedir, derken Mrs. Lowett ona hayallerini anlatmaya başlar, bir deniz kenarına güneşlendiklerini (yanında Mr. T. aynı ölü surat ifadesiyle biblo gibi oturmaktadır), yeni ve temiz evlerinde arkadaşlarının onlara ziyarete geldiğini ( Mr. T. masada yine aynı ifadeyle kıpırdamadan oturmaktadır, ifadesinde hiçbir şey değişmemiştir) hayal etmektedir, ardından Mr. T. ile evlendikleri hayal gelir - ki Johnny Depp'in burada, "evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" sorusuna sanki konuşursa kusacakmış gibi, hiçbir şey söylemeden zoraki başını sallayışındaki ve "gelini öpme" kısmında arada olabildiğince mesafe bırakarak, yüzünde bir tiksinti ifadesiyle olabilecek en az dudak temasıyla Mrs. Lowett'ın dudaklarına minicik bir öpücük kondurmasındaki müthiş oyunculuğuna bayıldım. Ne zaman izlesem bu sahneye gülmekten kendimi alamıyorum.
Filmde çok fazla insan ölüyor, çok fazla kan akıyor olmasına rağmen - hele de boğazı kesilenlerin kanının abartılı bir biçimde fışkırdığı göz önüne alındığında- filmin biraz olsun rahatsız edici olması gerekirdi diye düşünüyor insan, oysa bana kalırsa filmin hiçbir yerinde rahatsızlık verici bir kısım yoktu. Belki de kendimizi karakterlerle özdeşleştirmemizden kaynaklanıyordur bu durum filmi izlerken, bilemiyorum. İlginç bir biçimde, karakterler ne kadar cani olurlarsa olsunlar, yahut ne kadar sinsice dolaplar çevirirlerse çevirsinler (birbirlerinin arkasından bile), izleyicinin onlara kızması, nefret etmesi pek mümkün olmuyor. Aksine ben, kendi içimde onların yaşadıkları hayata dair pis, hastalıklı bir sevgi hissettim ki, filmin amacı da bunu yakalamak büyük ihtimalle.
Oyunculuklara gelince, ben kim oluyorum da Johnny Depp ve Helena Bonham Carter ikilisinin muhteşem oyunculuklarını ve uyumlarını eleştiriyorum? Ya da Alan Rickman'ın - ki kendisine Harry Potter'dan beri her filmde hayranım. Oyuncu kadrosunun bundan daha iyi olamayacağını söyleyebilirim ancak. Sadece şu denizci çocuk Anthony'nin her fırsatta "I feel you, Johanna" diye ortalarda gezip durması, bir süre sonra sinir bozucu etki yapmaya başlıyor, tabii bu benim ve birkaç tanıdığımın fikri.
Makyaj, kostümler, senaryo, çekimler, sahneler, filmin genel havası ve elbetteki müzikler, söylenen şarkılar çok güzel ve kusursuzlardı. İzlerken, kendinizi o dünyaya kaptırıp içinde kaybolmamanız çok zor. Ve ilk sahnesinden, son sahnesine kadar,herşeyiyle, tepeden tırnağa Tim Burton filmi olduğunu hissettiriyor.
Eğer izlemediyseniz, kesinlikle izleyin, Tim Burton'ın en iyi filmlerinden biri ve bana olduğu gibi, size de eğlenceli ve etkileyici bir iki saat geçirteceğinden eminim. Hele bir de müzikalleri seviyorsanız, bu film tam size göre.:)
P.S.: Mrs. Lowett'ın hayalindeki deniz kenarı sahnesinin fotoğrafını da koyuyorum, böylelikle, Mr. T.'nin bahsettiğim bakışının hangisi olduğunu görebilirsiniz:)

7 yorum:

  1. evet yaa müthiş bi film bence de...
    üstelik müzikal oluşu hiç bi şeyden habersiz salona girip ışıklar sönüp film başladığında hadi be dedirtiyor insana...en azından benim için öyle idi;)
    o kadar fışkırtılan kan rahatsızlık vermiyor yani göz tırmalayıp,iç kaldırmıyor ama o kurabiyelerden parmak falan çıkması ıykk yani :)

    bu arada ecemciğim çok hoşuma gitti yazımın,anlatımın :) iyiki yapmıssın böyle bişey canım keyif aldım okurken sıkılmadım yani:D
    yeni yazılarını dört gözle bekliyorum:)

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkür ederim canım, çok naziksin, beğendiğine çok sevindim:) sırada Corpse Bride var:)

    YanıtlaSil
  3. Gerçekten güzel yazmışsın canım. Ayrıca bu filmin diğer bir özelliği de birlikte sinemada izlediğimiz ilk film olması :) Müzikal olmasını beklemediğim için beni biraz hayal kırıklığına uğratmış olsa da güzel filmdi gerçekten.

    YanıtlaSil
  4. Tim Burton ve Jhonny Depp ikilisinin yaptığı harika filmlerden birisi. Ve Mrs Lowett hayal kurma sahnesi filmin en eğlenceli sahnesiydi. Film harika bir müzikal ve yazı filmi cok güzel bir şekilde özetliyor :)

    YanıtlaSil
  5. Yazıyı beğenmenize çok sevindim:) bence de filmin en harika sahnesiydi Mrs.Lowett'ın hayal kurma sahnesi,özellikle de evlenirken Mr. T'nin tiksiniyor gibi görünerek verdiği öpücük harikaydı:D Johnny Depp ve Helena Bonham Carter bence müthiş uyumlu ve harika bir ikili. Tim Burton'la daha çok egzantrik film yapsınlar istiyor insan:D

    YanıtlaSil
  6. Ooh, Mr. Todd! (kiss)
    I'm so happy! (kiss)
    I could (kiss)
    Eat you up, I really could!
    You know what I'd like to do, Mr. Todd? (kiss)
    What I dream (kiss)
    If the business stays as good?
    Where I'd really like to go,
    In a year or so?
    Don't you want to know?

    TODD: (spoken) Yes, yes, of course.

    LOVETT: Do you really want to know?

    TODD: (spoken) Yes, I do, I do.


    ^^ favorim ya helena olunca benim için bi başka oluyo o film kadın işini çok iyi yapıyo
    -- gökçe --

    YanıtlaSil
  7. Ya zaten Helena - Johnny - Tim Burton üçlüsü olunca akan sular duruyor bence:D direk şarkı beynimde çaldı yalnız,süperdi o sahne ya:D

    YanıtlaSil