6 Nisan 2010 Salı

The Lord Of The Rings / Yüzüklerin Efendisi II




Önceki yazımda da belirttiğim gibi, kitapları deli gibi okuduktan ve hikayenin sonlarına doğru ilerleyen her satırda daha da fazla heyecanlanmamdan (Kıyamet Çatlakları'nda, Frodo ve Gollum'un Yüzük için boğuşması sahnesini okurken, ortaokulda, Türkçe dersinde serbest kitap okuma zamanında olduğumu hatırlıyorum, Gollum Frodo'nun parmağını ısırarak koparıp, sevinçle dans ederken, aşağıya, ateşe düşerken, hiç beklemediğim bir biçimde şaşkınlıkla sarsılmış, ve tüm o sahneyi okurken heyecanla sıramda kıpırdanıp durmuştum) sonra, bu kadarın benim için yeterli olmayacağını anladım. Tolkien'in öbür kitaplarını da okumalıydım bir şekilde. Muratcan sıkılıp yarısında bıraktığı Silmarillion'dan bahsetmişti, tüm Orta Dünya'nın, hatta dünyanın yaratılış tarihini anlatan bir kitaptı. Herşeyin, herkesin nereden geldiğinin, nasıl oluştuğunun yazıldığı bir kitaptı. Sahaftan başka kitaplar karşılığında aldığım ilk sayfaları lime lime olmuş fason Silmarillion'um hala diğer değerli, orjinal Tolkien kitaplarımın arasında rafta durur. O kitabı okumam (benim kadar delicesine kitap okuyan biri için bile) 2 sene sürdü. Tabii, bunun iki sene kadar sürmesinin, kitabı bırakıp bırakıp başka birçok kitap okumamdan kaynaklandığını söylemeliyim. Adeta bir tarih kitabı okur gibi hissetmiştim kendimi, bazı yerleri heyecanlı, bazı yerleri ise olguları dile getiren, basit ve biraz da ağır bölümlerdi. Tabii ki, o zaman ortaokul çağında bir çocuk olduğumu unutmamak gerek. Ancak nihayetinde kitabı bitirdiğimde, tam bir LOTR ukalası olduğumu belirtmeliyim. Öyle ki, lise hazırlıkta, İngilizce ve sınıf öğretmenimiz olan Canan Hoca bir ara bana Lord Of The Rings lakabını takmıştı; bunun nedeni ise, sınıfta Matrix filmi mi yoksa LOTR filmi mi daha iyi başlığı altında yapılan ve filmlerin artılarını eksilerini tahtaya yazdırdığımız İngilizce etkinlikte, kendimi kaybedip, Matrix fanları karşısında Lord Of The Rings'imi bir aslan misali kükrercesine (bir de İngilizce olarak) savunmamdır. Sonuçta, LOTR iki film arasından en iyi seçildiğinde (muhtemelen sınıf arkadaşlarım İngilizce olarak kükrememi kesmemi istiyorlardı), adım Canan Hoca için Lord Of The Rings olarak kaldı.
Tolkien'ın yazdığı hemen hemen her kitabı okuduktan sonra, sırasıyla gösterime girmeye devam eden filmlere sardım. Hepsine sinemada gitmenin bir yolunu buldum ve hikayeyi bilmeme rağmen, kelimenin tam anlamıyla "görsel bir şölen" olan filmlerde, kendimi filmin heyecanına kaptırdım. Örneğin, Helm's Deep (Miğfer Dibi) savaşı, ikinci filmin en sevdiğim kısmıdır. Çünkü o korkuyu, kendini cesur olmak için zorlayan insanların, çoluğu çocuğun ne hissettiğini, savaşın yıkımlarının, kayıplarının verdiği acıyı ve binlerce Orka karşı verilen mücadelenin ateşini izleyiciye öylesine derinden hissettiren sahnelerden biridir. Hiçbir yapmacıklık, klişe ya da sahte gelen en ufak bir detay yoktur savaş sahnelerinde.
Benim en çok hoşuma giden şeylerden biri de, Legolas'ın zarifliği, hafifliği, hızı ve çevikliğidir. Savaşırken, Gimli'yle ikisi öldürdükleri Orkların çetelesini tutarlar, ancak Legolas her zaman Gimli'nin çenesini kapatacak derecede olağanüstü bir aksiyon sergiler; üçüncü filmde, Gondor Savaşı'nda, bir Fül'e (orjinal ismi Olaphant'tır) tırmanması, Fül'ün üzerindeki adamların hepsini öldürmesi, ardından Fül'ün ensesine üç ok birden atıp, yaratığı yere düşürmeyi başarmasının ardından,Fül'ün hortumdan hiç dengesini kaybetmeden kayıp yere, ayaklarının üzerine olanca zerafetiyle inmesi gibi. Gimli tabii ki, asla onun kadar etkileyici bir harekette bulunamayacak ve bu arada birçok düşman ve dev gibi bir yaratık öldüremeyecektir (çünkü kendisi bir Elf'in zerafet, denge ve uzun bacaklarından yoksun bir cücedir), bu yüzden kıskançlıkla ona "Bunların hepsi bir tane sayılır!" diye homurdanır.
Böylesine ciddi bir dille yazılmış bir fantastik roman serisini okurken, Legolas ve Gimli'nin arasındaki bu yarışma ("İyi olan cüce kazansın!") gibi başka küçük detaylarda vardır okurken yahut izlerken yüzümüzde bir tebessüm oluşturabilen. Bunlardan biri, Merry ile Pippin'in haylazlıklarıdır kuşkusuz. Bilbo'nun 111. doğum günü için Gandalf'ın patlattığı havai fişeklerden birini çalıp patlatmaları ve köylüleri korkutmalarını, çaldıkları sebzeler yüzünden kaçarken, Frodo'yla Sam'in de başını belaya sokup, onları da yollarından saptırmalarını, Bree'deki handa, çenelerini tutamayıp Frodo'nun kim olduğunu büyük bir boşboğazlıkla söylemelerini ve Yüzük Kardeşliği Moria'dan ödleri koparak geçerken, Pippin'in bir iskeleti derin mi derin bir kuyuya düşürüp, madenlerdeki tüm Orkları ve hatta Balrog'u orada oldukları konusunda haberdar etmesini bu haylazlıklardan sayabiliriz sanırım. Birçoğu, aptalca olduğunu düşündüğümüz için bizi güldürse de, Moria'daki kötü sonuçlar gibi olan bazıları da ürpermemize neden olur.
Merry ve Pippin'den başka, Gandalf'ın arasıra söylediği birkaç komik ama akıllıca şey bizi gülümsetir.Örneğin, madenlerde yolu kaybettikleri zaman, Gandalf'ın hangi yoldan gidilmesi gerektiğini hatırlamaya çalışmasını bekledikleri sahnede, büyücünün bir süre sonra "İşte bu yol" diye iki yoldan birini işaret etmesi, Merry'nin "Hatırladı!" diyerek ayağa kalkması, Gandalf'ın ise " Hayır hatırlamadım. Ancak hava bu tarafta o kadar kötü kokmuyor. Eğer şüphen varsa Meriadoc, daima burnunu takip et." diyerek ona karşılık vermesi gibi.
Ayrıca Gollum'un Frodo ve Sam'le "S" vurgulu konuşması ("ssssinsssiiyiz bizz evet kıymetlimisss sssinssiii!"), Boromir'in, Merry ile Pippin'e dövüşmeyi öğretirken, Hobbitlerin hile yaparak onu yenişi, Sam'in ne olursa olsun, her daim mutlu ve morali yerinde oluşu ve Sam'le Gollum arasındaki birtakım sözlü çekişmeler bizi gülümsetir. Bu tarz mizah unsurları tıpkı kahramanlara tüm o çile içinde kendilerini birazcıkta olsa iyi hissettirdiği gibi, onlarla birlikte kendimizi kaptırmış, çile ve acı çeken, onların üzüntülerini paylaşan biz seyirciye de iyi hissettirir, kahramanlarla yola devam etmemizi kolaylaştıran yumuşak geçişler sağlar.
Yüzüklerin Efendisi'nde sevdiğim diğer unsurlardan biri de, belli başlı bir baş kahramanı olmamasıdır. Muhtemelen otomatik olarak herkes Yüzük Taşıyıcısı Frodo'nun baş kahraman olduğunu düşünmektedir, belki Tolkien bile ilk başta olayların daima Frodo'nun etrafında gelişeceğini düşünerek yazmaya başlamıştır. Oysa bu hikayede birçok baş kahraman vardır, Frodo, Sam, Gandalf, Merry, Pippin, Aragorn, Legolas, Gimli, Gollum, Eowyn, Arwen, Bilbo; hepsi de yeri geldiğinde baş kahramanlığı üzerlerinde taşırlar. Sırf bu yüzden, LOTR filmleri birçok dalda Oscar adayı olmuş, 1. film 4 dalda, 2. film 2 dalda, 3. film ise 11 dalda Oscar ödülü kazanmış olmasına rağmen, hiçbir zaman "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüne adaylık konmamıştır. Bunun nedeni yukarıda da belirttiğim gibi, filmde birden çok baş kahraman olması ve normalde Oscar'a aday olabilecek başrol oyuncusunun filmin yarısından fazlasında görünmesi gerekmesi; oysa LOTR filmlerinde hiçbir başrol oyuncusu hikaye gereğince filmin yarısından fazlasında boy göstermemektedir.
Bu kadar çok baş kahraman olması, karakterlerin hepsini ayrı ayrı sevmenize yol açıyor, öyle ki,bir süre sonra, hikayeyi kimin bakış açısından izliyorsanız, onun bakış açısına karşı bir aşinalık ve sıcaklık duymaya başlıyorsunuz - Gollum'unkine bile. Ancak bu şizofrenik yaratıkla ilgili detayları ve daha birçok şeyi, bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım. Şimdilik bu kadar.

4 yorum:

  1. Valla senin bu LOTR yazılarını okudukça resmen izleyesim geldi şu an canım :) Şİmdi düşündüm de bu üçlemenin bence hiçbir açıdan eksik bir tarafı yok. Yani olabilecek en iyi şekilde sinemaya aktarılmış filmler. Karakterler olsun, kostümler olsun, mekan tasarımları ve efektler olsun, kurgusu olsun, müzikleri olsun, her şekilde bence çok çok başarılı filmler. Extended versiyonlarını izlemek hala nasip olmadı ancak onları da merak etmyior değilim. Hele Amazon.com'da extended dvd boxset ini gördüğümde resmen ağzımın suyu akmıştı :) Askerden döndüğümde yeniden oturup bu filmleri izleyebilirim muhtemelen. O dünyaya dalmayı özledim gerçekten :)

    YanıtlaSil
  2. gerçekten henüz izlemedin mi extended versiyonlarını? ama ben senden alıp izlemiştim?:D

    YanıtlaSil
  3. bence 2 eksik var. tom bombadil ve gri limanlardaki hayat.

    YanıtlaSil
  4. bence de tom bombadil olmalıydı, çok değişik ve ilginç bir karakterdi:)

    YanıtlaSil