21 Mayıs 2010 Cuma

Julie and Julia

Gerçek Julia Child ve onu canlandıran Meryl Streep

Amy Adams "Julie and Julia" filminden


Gerçek Julie Powell
Dün Onur'la birlikte ilk evde sinema keyfimizi yaptık, ve filmde, benim daha önce izlediğim ve bayıldığım "Julie & Julia" filmiydi. İki gerçek hikayeden uyarlanan bu film; aşçıları olmayan Amerikan kadınlarına, yazdığı yemek kitabı "Mastering the Art of French Cooking" in volume'leriyle, ve kendine has yemek pişirme ve yeme teknikleriyle, nasıl kendi mutfaklarında birer Fransız aşçıya dönüşebileceklerini öğreten ünlü aşçı Julia Child'ın, Paris'te geçirdiği yıllarının öyküsü ile, bundan aşağı yukarı 40 yıl sonra, işinden, yaşadığı yerden ve hayatının boşluğundan yakınıp duran, bu boşluğu doldurmak için ise kendini tamamen Julia Child ve onun muhteşem yemek tariflerine adayan Julie Powell adlı bir yazar/sekreterin hikayesini çok hoş bir kombinasyon içinde izleyiciye sunuyor.
Julie Powell, 11 Eylül'ün yıkımlarını olabildiğince gidermek amacıyla, devlette çalışan, tüm günü küp şeklindeki minik bölmesinde telefonlara bakmakla geçiren bir sekreterdir ve eşi Eric'le ve kedisiyle birlikte, Brooklyn'den, tamamen nefret ettiği Queens'teki küçük ve gürültülü bir eve taşındığında, kendini sorgulamaya, hayatının ne yöne gittiğini anlamaya çalışmaya başlar. Gününün tek favori saatleri, eve gelip yemek pişirdiği ve yediği zamanlardır, çünkü yemek pişirmek bütün gün yüklendiği tüm negatiflikten kendisini çekip çıkarmasını sağlamaktadır. Derken, kocasıyla yaptığı bir konuşma sırasında, bir blog yazmaya karar verir, bu blogda, küçükken bile alıp alıp okuduğu, annesine ait olan Julia Child, Simone Beck ve Louisette Bertholle'ün ortaklaşa ve büyük bir emekle yazdıkları "Mastering the Art of French Cooking Volume 1" adlı kalın yemek kitabındaki 524 tarifi 365 gün içerisinde başarılı bir şekilde pişireceğine dair kendi kendine meydan okuyan yazılar yazmaya başlar. Denediği her tarifi, başına gelenleri olduğu gibi yazar, bu tarifleri denerken, kendini idolü Julia'ya daha yakın hissetmeye başlar, yer yer bencilleşir, hatta evliliğini bile tehlikeye attığı zamanlar bile olur. Ancak tam da düşündüğü gibi Julia'nın tariflerini uygulayıp hayatı onun gözünden görmeye başlamak, onun da hayatını değiştirecektir.
Bir tarafta Julie, Julia'nın tariflerini uygularken; film 40 sene kadar öncesine doğru bir zaman yolculuğu yaparak, Julia Child'ın nasıl yemek yemeye bayıldığını ve nasıl hiçbir şey bilmezken, Cordon Bleu adlı Fransız yemek kursunda, Fransız Mutfağı'nı en üst düzeyde öğrenme azmini ve başarısını derken bir yemek kitabı yazmaya başlama hikayesini, iki tarafın arasında sanki hiç kopukluk yokmuş gibi anlatmaya devam eder. İki kadının da başarıları, üzüntüleri, stresli anları, endişeleri ve cesaretleri, daha önce "You've Got Mail" filmininde yönetmenliğini yapmış Nora Ephron tarafından perdeye öyle güzel aktarılmıştır ki, izleyiciler, kahramanlarla o empatiyi kurabilir,gözleri dolmadan, acıkmadan ve içlerinde uyanan o büyük yemek yapma hevesi olmadan o filmin sonunu getiremezler.
Bende aynen, yukarıda yazdıklarımı hissettim, ve filmde yapılışı geçen "Beef Bourguignon" yemeğine kafayı taktım, Julia Child'ın tarifini buldum, hatta üstüne bir de "Mastering the Art of French Cooking" kitabını internetten e-book olarak indirdim (ki bu kitabın müthiş ayrıntılı,700 küsür sayfa ve hepsini okuyup uygulasanız,sizi tam advanced bir şefe dönüştürecek içeriğe sahip olduğunu belirtmeliyim), bir gün oturup Onur'un da yardımıyla yapmayı planlıyorum. Tabii bugün etin kilosunun 30 milyondan (!) fazla olduğunu görmem biraz neşemi kaçırdı ama, elbette gün gelecek ve azimle o yemeği Julia Child'ın yaptığı gibi pişireceğim.(Evet, aslında bayağı zor ama Boğa burcu olmam, bu inadımın kırılmayacağı anlamına geliyor.)Ayrıca, filmdeki iki kadın gibi benimde tereyağına bu kadar düşkün olmam, bazı zamanlar sırf tereyağı ekmek yiyerek yaşıyor olmam da benim için hoş bir tesadüftü.
Yemek yapmak, iki sene önceki yılbaşında Melis'in ve Onur'un çok büyük katkılarıyla birlikte, La Cucina Italiana dergisinde gördüğüm ve bizzat seçtiğim yemek tariflerini uygularken, ya da en basitinden, Onur'a spesiyal omletimden, ya da çikolatalı muzlu pasta yaparken o kadar tatmin edici ve mutluluk verici gelmişti ki bana, zaten mutfağımda iyi bir aşçı olma hayallerim, bu harika filmden sonra iyice pekişmiş durumda. Üstüne üstlük, kendi pişirdiklerimin yanı sıra, güzel restoranlara gidip, özel yemeklerden de tatma arzum had safhada bu aralar - midemin hasta olmasına karşın hemde. İki gün önce, hamburgerden ya da cipsten (ne olduğundan emin değilim) berbat bir biçimde besin zehirlenmesine uğrayan ve o iki gün içinde yataktan asgari zaman dilimlerinde çıkmak zorunda kalan biri olmama rağmen, yemek yemek istiyorum. Daha önce bir kere Onur'la ısmarladığımız gibi 40- 45 parça çeşit çeşit sushi, Moda Deniz Kulübü'nde yediğim kabak kızartması ve somon ızgara, güzel bir İtalyan restoranında hoşuma giden herhangi birkaç şey, beef bourguignon, chardonney soslu tavuk, beef stragonoff, Julie&Julia filminde gördüğüm ancak adlarını şu an hatırlayamadığım birkaç yemek, Beyaz Fırın'da yediğim çin böreği, çilekli triffle ve diğer kahvaltılık şeyler,marshmellow, Ortaköy'de kumpir ve Waffle, çeşit çeşit peynir, kaliteli şaraplar ve daha bir sürü şey yemek, tatmak ,pişirmek istiyorum. Belki alakasız ama Brunch'a gitmek de istiyorum. Eskiden paralarını olduğu gibi yemeğe harcayan insanlara kızardım, neden yok olup gidecek bir şeylere birer küçük servet harcayacaklarına, kalıcı birşeyler almıyorlar diye düşünürdüm. Ancak anladım ki, hayatta her ikiside gerekiyor; gerektiği zaman kendimizi midemiz aracılığıyla şımartmak, hayattan zevk almamızın ve mutlu olmamızın en güzel yollarından biri.
Meryl Streep'in Julia Child'ı büyük bir inandırıcılık ve fevkalade bir performansla, Amy Adams'ın da Julie Powell'ı aynı başarıyla canlandırdığı bu müthiş, sıcacık filmi izlemenizi can-ı gönülden tavsiye ederim. Filmin sonunda kendinizi bir aşçı ya da gurme olma hayalleriyle sarmalanmış bulacak, siyah ekranda aşağıdan yukarıya doğru çıkan beyaz harflerin oluşturduğu yazılara bile bakmadan, kendinizi mutfakta, buzdolabını karıştırırken bulacaksınız. Buzdolabınızdakiler belki sizi film boyunca yapıldığını izlediğiniz müthiş Fransız yemekleri kadar etkilemeyecek, ancak, sadece peynir ekmek yiyor olsanız bile, çok daha müthiş birşey yiyormuşsunuz gibi hayal kurarak, yediğiniz sandviçin her zerresindeki tadı duyumsayacaksınız. Julia Child'ın da dediği gibi:

"Bon Appétit!"

2 yorum:

  1. Bu yazını çok beğendim canım; çok içten, çok güzel yazmışsın. Seninle yemek yapmanın ne kadar keyif verdiğini anımsadım bir an :) İnşallah fırsatımız olur da dediğin yemekleri de yakın zamanda yaparız. İşin büyük bir kısmını sen üstleniyorsun tabi ki. O leziz yemekler senin ellerinde çıkıyor, ben sadece sana yardım ediyorum. Bu arada filmi ben de oldukça beğendim. İnsan her türlü yemeğe daha farklı gözle bakıyor filmi izledikten sonra.

    YanıtlaSil
  2. çok sağol canım benim,beğendiğine çok sevindim. bende seninle yemek yapmayı çok özledim, bu haftadan itibaren, küçük yemek projelerimize başlayacağız umarım:)

    YanıtlaSil