10 Mayıs 2010 Pazartesi

Senaryolar.. Senaryolar..


Duygusal olarak aşırı yorucu bir günün ardından, gece 11 civarında Norah Jones'un birkaç slow parçasını açtım dinlemek için. Derken, yatağımda çoktan uyumuş kediciğimin yanına kıvrılıp ona sarıldım.Normalde yaptığı gibi uyku arasında beni itmedi bu sefer,aksine daha da sokuldu bana. Şaşırdıysam da belli etmedim,alnımı alnına dayayıp put gibi yattım kıpırdamadan. Boynum ağrımaya ve bana acı dolu sinyaller göndermeye başladıysa da aldırmadım. Bir yandan Norah'nın sakinleştirici sesi, öbür yandan kedim Mozart'ın ılık nefesi, uykunun kollarına doğru itti beni. Bir an olan biteni unuttum, damarlarımda karıncalanarak gezen yakıcı negatifliğin,yok olmaya başladığını hissettim. Ancak annem geldi,bu şekilde uyumamam ve yatağıma geçmem için ikna etti beni. Oysa yatak buz gibiydi ve nedense sağıma döndüğümde nefes alamıyordum. Tüm yorgunluğuma rağmen, beynimdeki çarklıların kendi kendilerine komut almaksızın tıkır tıkır işlediklerini, kulaklarımda duyabiliyordum. Derken, aklıma küçükken bebeklerimle oynadığım zamanlar geldi. Milyonlarca senaryo kurup, o senaryolara bağımlı olarak oynardım oyunumu. Annem bazen gelir, salondaki büfenin şaraplığında, boyunlarından asılı 4-5 barbie bebekle bulurdu beni, ya da beyin ameliyatı yapacağım diye bir bebeğin güzelim sarı naylondan saçlarını tıraş ederken. Şöyle bir bakar, bir şey demeden giderdi. Bazen sorduğu da olurdu; "Kızım deli misin ne diye astın o bebekleri boyunlarından?" Bense şöyle bir bakardım boyunlarından asılı oldukları halde yüzlerindeki donmuş tebessümü koruyan bebeklerime ve "Onlar tutsak" derdim. "Birazdan kurtulacaklar. Kahramanı hazırlıyorum."
Fred ve Wilma Çakmaktaş, hiç yaşamadıkları bir hayat yaşadılar, benim bebeklerimce canlandırılırken. Ya da filmini hiç izlemediğim, ancak McDonalds çocuk menüsünden oyuncağı çıkmış olan Mulan. (Şimdi düşündüm de, bir çocuk menüsünden oyuncak kazanmayalı kaç yıl geçti acaba?) Adını hala bilmediğim, zambağa benzer mor çiçekleri koparıp, ters çevirip, birer bebekmişçesine Külkedisi'ni canlandıran benden başka biri var mıdır bu dünya üzerinde? Sanmıyorum.
Binlerce senaryo kurdum kafamda, hepsinde biraz aksiyon, biraz gerilim, bir tutam da romans vardı. Ve farkettim ki, şu anda da binlerce senaryo var kafamda, bazılarını unutmamak için not alıyorum, bazıları ise çoktan unutulup gitti. Tam olarak ne zaman ve nasıl ortadan kaybolduklarını kesinlikle hatırlayamadığım oyuncaklarım olmadığı için, onları canlandıramıyorum elbette, ancak kağıda geçirebilirim. Belki de roman yazmayı bu yüzden seviyorum, hala oyun oynamayı sevdiğim için. Kafamdaki karakterlere ve hikayelere bir şekilde can verebilmek için.
Yatağımdan yavaşça kalktım, bacağımın dibindeki Mozi'mi uyandırmamaya çalışarak. Terliklerimi giymedim, çok ses çıkarıyorlar diye. Yavaşça masamdan laptop ımı alıp yatağa yeniden girdim. Kafamdaki düşünceyi yazmalıydım; sadece ben değil, hepimiz binlerce senaryo kuruyoruz, her gün, her saat diye.
Birine yalan söylerken, birini merak ederken, birinden haber alamadığımızda, otobüste dalgınca müzik dinlerken, hakkında en ufak bir şey bile bilmediğimiz birini düşünürken, yürürken gözümüze birşey ya da birisi takıldığında, dikkatimiz dağınıkken, birisine aşırı derecede sinirlenip,hangi küfürü etmemiz gerektiğini düşünürken, bebeklerimiz ya da arabalarımızla oynarken, birilerine kulak misafiri olduğumuzda,bir konuda fikir beyan ederken, dedikodu yaparken, bir fotoğrafa baktığımızda,kalbimiz kırıkken, birşeylerin özlemini çektiğimizde, hayaller kurarken, gece yatağımıza uzanıp, aslında beyaz olduğunu bildiğimiz karanlık tavana bakarken..
Hepimizin hayatı ayrı birer senaryo, senaryonun içinde daha küçük senaryolar var hatta, onların içinde de daha küçükleri. Biz de elimize tutuşturulmuş kalemleri görmeden sağa sola koşuşturuyoruz, hepimizin esasında birer yazar olduğu gerçeğini bilmeyerek.. Tek farkımız yazmamak, yazanlardan, hepsi bu..
Gözlerimi ovuşturuyor, saatime bakıyorum, 01.31. Laptop'ın pili yarıya inmiş. Uyuyamıyorum, uyumak istemiyorum ve oturup bu yazıyı yazıyorum; gelişigüzel, hoş bile sayılmayacak belki.. Eğer beğenmeyecek olursanız, hepinizden özür diliyorum, ancak yazmalıydım, hayatımızın her gün izlediğimiz filmler gibi senaryolardan oluştuğunu. En azından, tavana bakarken bunlar üşüştü aklıma.
Tüm bunlar, bu fikirler de birer kurgulanmış senaryo aslında, değil mi?

3 yorum:

  1. yazın beni çocukluk yıllarıma götürdü.benim bebeklerimle oyunlarımın seninkinden tek farkı belki de benden 4 yaş küçük kız kardeşimle beraber senaryolar yazmamız,oynamamızdır.Ayrıca yazmak inanılmaz rahatlatıcı kimi zaman üşensem de sıkıntımı anlatacak birileri yoksa etrafimda yazmaya sarılıyorum ve görüyorum ki pekçok kişinin nasihatlarından daha çok çözüm üretiyor benim için. Çok sıcak, çok içten bir yazı olmuş tatlım. Çok sevdim :)

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkür ederim canım beğenmene çok sevindim :D yazmak gerçekten çok güzel birşey. bütün dünyamın yazmak olduğu yılları hatırlıyorum, yeme-içmem, okula gidip gelmem, derslerime çalışmam, herşey bir an evvel yazmaya devam etmem için arada çıkan pürüzlerdi sanki. şimdilerde biraz duruldum, keşke o eski heyecan ve çalışkanlığım devam etse..:)

    YanıtlaSil
  3. Hatırlıyorum da ben de çocukken Ankara'da anneannemlerin evinde kuzenimle onun bebekleri ve oyuncaklarıyla türlü türlü senaryolar yapıp oynatırdık. Yarattığımız maceralar saatlerce sürebilirdi hatta. Şimdi düşününce tuhaf geliyor gerçi. Bir de alakasız belki ama aklıma geldi; rüyalardan tuhaf ve de güzel senaryolar ortaya çıkabilir bence. Bir zamanlar gördüğüm rüyaları yazıyordum hatta ama pek bir malzeme çıktı diyemem. Yazma işi ayrıca bence biraz konsantrasyon, sabır ve disiplin işi. Yine de yazmak gerçekten çok tatmin edici ve rahatlatıcı olabilen bir eylem :)

    YanıtlaSil