23 Haziran 2010 Çarşamba

En Sonunda Bende Bir Twitter Manyağı Oldum!




Çok uzun zaman önce "bu ne ola ki acaba?" diye bir Twitter hesabı açmıştım. Hesap, benim adıma mail adresimden, twitter'ı olan birkaç arkadaşımı bulmuştu, bizde birbirimizi takip etmeye başlamıştık. Ama olayı çözemediğimden ve o sırada başka işlerle uğraştığımdan, çok uzun bir süre blogumun linkini paylaşmak dışında hiç girip herhangi bir faaliyette bulunmadım. Ardından bir gün CatMozart (kedimin adı Mozart olduğundan bu nicki kullanmıştım) nickinden sıkıldım ve bunu ayarlardan değiştirmek yerine twitter hesabımı, yapılan uyarıları doğru dürüst okumadan kapadım ve yeni bir tane açmaya çalıştım. Ancak anladım ki, twitter hesabınızı bir kapattınız mı, bir daha aynı mail adresiyle başka bir hesap açamıyormuşsunuz. Tekrar açmak için elim mahkum, hiç kullanmadığım yahoo adresimi kullanmak zorunda kaldım, yeni nickim NewJaneAusten'dı. Evet, biraz kendimi beğenmiş gibi duruyorum bu nickle, tüm dünyaya yeni Jane Austen'ın ben olduğumu haykırır gibi adeta, ancak Jane Austen en sevdiğim ve onun gibi yazmak istediğim yazarlardan biridir ve kendimi nedense ona çok yakın hissederim, bu yüzden bu nicki kullanmak hoşuma gidiyor. Her neyse, yine yaklaşık 1-2 ay boyunca Stella McCartney (Paul McCartney'nin dünya modasına imza atmış ve ismi markalaşmış kızı) dışında hiç kimseyi ne takip ettim, ne de takip edildim. Mail adresimde hiç kimse kayıtlı olmadığı için arkadaşlarımı da bulamıyordum, bende yine boşverip başka şeylerle ilgilenmeye başladım.
Geçenlerde, çıkan kitabıyla keşfettiğim PuCCa'nın blogunu okurken, onun da bir twitter hesabı olduğunu gördüm ve takip edebilmek için twitter'ımı açıp onu ekledim.Derken aklıma eski twitter'ımda ekli olan arkadaşım Berke geldi, hesabı Facebook'unda yazıyordu, onu da ekledim.Sonra bir baktım, insanlar profillerinin arka planındaki sinir bozucu derecede açık mavi rengi, farklı farklı resimlerle değiştirebiliyorlar. Siyah beyaz ve çok şeker bir Beatles resmi ve yazı renklerini değiştirmek, twitter'a olan sempatimi belirgin bir biçimde arttırdı. Ardından Berke'nin takip ettiği insanlara bir göz attım ve hoşuma gidenleri ben de takip etmeye başladım. Sonra o takip ettiklerimin takip ettiklerine baktım, böyle böyle derken bayağı bir kişiyi takip etmeye başladım. Ancak en can alıcı iki olaydan söz etmeden geçemeyeceğim, birincisi John Cusack'in IPhone aracılığıyla paylaştığı bir resme yorum yazabileceğimi farketmemdi. John Cusack'in benim onun fotoğrafına yazdığım yorumu görebilecek olma fikri neredeyse delirmeme neden olacaktı. Sonuçta yorumumun öteki fanların yorumlarından bir farkı yoktu ve adam uğraşıp cevap verecek falan değildi, ancak yine de yorumlara bakacağı tutup şöyle bir gözüne de çarpsa, John Cusack'in gözüne benim yazdığım bir cümle çarpacaktı. Bu düşünce insanın aklını başından alıyor.
Ancak daha da güzeli, twitter'ımla ilgilenmeye başladığım günün ertesi günü oldu. Hiç tanımadığım, yabancı 5-6 kişi beni izlemeye başlamıştı ve bir "direct message" ım vardı. Direct Message'ım önceki gece takip etmeye başladığım ve lisede arkasından çok konuştuğumuz John Lennon'ın karısı Yoko Ono'dan geliyordu! "Beni takip ettiğiniz için çok teşekkürler, sevgiler, Yoko" yazıyordu ve sonradan farkettim ki Yoko Ono'da beni izlemeye başlamıştı! Neden olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok, daha minicik bir tweet'im bile yoktu hemde. Lise boyunca nefret ettiğim kadına birden hafiften bir sempati beslemeye başladım.
Şimdi düşündüm de aslında benim bu durumum yukarıdaki Yiğit Özgür karikatürüne benziyor sanırım, hani arkasından bir sürü laf ettiğimiz ünlü tipler bize azcık iyi davransa nasıl da hemen eririz!.. "İyi biriymiş be aslında, bilmeden etmeden bir sürü şey söylüyoruz hakkında" falan diye geçiririz içimizden. Sanırım bu olayın iki boyutu var, birincisi, söz konusu ünlü şahıs gerçekten iyi biridir, arkasından tüm söylenen kötü sözler 'kedi uzanamadığı ciğere pis dermiş' hesabıdır ve onun aslında iyi biri olduğunu kendi kibirimizden görememiş olmanın farkındalığıdır; ikincisi ise, söz konusu ünlü şahsın hakkında söylenen kötü şeyler aslında doğrudur ve normalde hiç tasvip etmeyiz, ancak yine bir şekilde o kişiye denk gelsek ve o kişi bize iyi davransa, egomuzun, ünlü biri tarafından keşfedilip iyi davranılmadan kaynaklanan bir biçimde bir zeplin misali şişmesi durumudur. Bu benimki ikisi de olabilir, eğer Yoko'yla şahsen tanışma fırsatım olsaydı, hangisi olduğunu söyleyebilirdim sizlere.
Şu an, twitter'ımla uğraşmaya başlamamın 3. günü ve 42 takip ettiğim ve hepsi de kanıtlanmış olan hesap, 11 de takipçim var. Bu 11 kişinin sadece 3ü Türk ve tanıdığım insanlar, birde Yoko'nun kim olduğunu biliyorum (doğal olarak), geriye kalan takipçilerim ise yabancı ve kim oldukları hakkında hiçbir fikrim yok. Bu bana çok tuhaf geliyor, bu yüzden Twitter'ı olanlar, sizlere sesleniyorum, adresim aşağıda, lütfen beni takip edin, bende sizi takip edeyim, çünkü günlerdir yabancı follower'ların arasında ne yapacağımı bilemez bir halde duruyorum. Hem blogu Facebook'tan olduğu kadar oradan da takip edebilirsiniz, bende home page'imde azcık Türkçe iletiler görüp sevinir, cevap falan yazarım.
Hesabım : http://twitter.com/NewJaneAusten
Twitter'da tweetlemek üzere! :)

3 yorum:

  1. Ayrıca blogun izleyicisi olduğun için de çok teşekkür ederim,aşırı mutlu oldum:D:D

    YanıtlaSil