23 Haziran 2010 Çarşamba

Grease Müzikali / The Grease Musical


Çektiğimiz düzgün çıkan fotoğraflar



Geçtiğimiz günlerde, nihayet uzun zamandır izlemeyi dört gözle beklediğim Grease Müzikali'ne gidebildim. Grease filmini çocukluğumdan beri çok severim, bunda muhtemelen, annemin bu filme kendi çocukluğundan beri bayılmasının büyük bir katkısı var. John Travolta ve Olivia Newton-John beraber o kadar harika bir iş çıkarıyorlar ki bu 1977 yapımı filmde, anne ve babalarımızın jenerasyonunun bu filme olan hayranlıklarını anlamakta hiç de güçlük çekmiyoruz. Çocukluğumdan beri Grease hayranı olan benim, Grease'in müzikalini sahnede canlı olarak izlememin ne demek olduğunu siz düşünün artık. Filmi 10 kereden fazla izlemiş ve tüm şarkıları ezbere bilen, çok uzun bir müddet, taşındığımız her yeni evdeki odasının kapısına gitgide daha da yıpranan ve orasından burasında yırtılıp duran Grease posterini asan, ara sıra filmden alıntılar yapan biri olarak, müzikale giderken aşırı derecede heyecanlı olmalıydım - ama değildim. Nedenini bilmiyorum, belki o günlerdeki ruh halim buna engel oluyordu, belki de ' Bu kadar büyütecek ne var canım, sonuçta John Travolta'yla Olivia Newton-John'u 1977'deki halleriyle canlı canlı izlemeye gitmiyoruz ya' diye saçlarımı kuruturken aklıma gelen aptalca bir düşünce neden olmuştu buna.
Onur'la birlikte, Üsküdar'dan Kuruçeşme Arena'ya kalkan tekneye bindik ve yaklaşık 20-25 dakika sonra Kuruçeşme Arena'ya ayak bastık - ki İstanbul'da ikamet eden biri için bu çok çabuk, kolay ve rahat geçen bir yolculuktu. Etrafıma bakıp müzikalin hazırlıklarını, sahneyi, şık bir biçimde ışıklandırılmış yerleri ve yine orta derecede şık giyinmiş bir sürü insanın oluşturduğu kalabalığı görünce, içimde bir yerlerde öss'den ve Onur'un 6 aylık yokluğundan dolayı artık öldüğünü düşündüğüm bir parçam (heyecan duyan kısım / neşe duyan kısım ya da onun gibi bir şey, kimbilir) hafifçe kıpırdandı. Sonuçta uzun zamandır katıldığım ve hayatım boyunca katılmış olacağım en büyük sosyal olaylardan biriydi bu.
Onca para verip, 1.kademeden aldığımız yerlerin,aslında sıkışık tıkışık düzende yerleştirilmiş, aşırı rahatsız plastik sandalyeler olduğunu görmemiz bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı ancak en azından sahneye çok yakındık, böylelikle herşeyi daha iyi görebilecektik. Tabii zavallı ben, gözlerimin ne kadar miyop olduğunu hesaba katmadan, sırf numarası biraz büyüdü diye başımı ağrıtan ancak yine de uzağı net gösteren gözlüğümü yanıma almayı reddettiğim için (nedense müzikale gitmeden önce canım çok sıkkındı ve bir de baş ağrısı çekemeyeceğime dair kapris yapmıştım kendi kendime), hiçbir oyuncunun yüzünü net göremedim ve bu gerçekten de sinir bozucuydu. Evet, izlemesine çok rahat izledim diyebilirim, sadece Danny Zuko'yu (filmde John Travolta'nın oynadığı baş karakter) oynayan adam, arada gelip bana bir şey sorsaydı, üzerinde kostümü olmadığı müddetçe onu tanıyamazdım. Kısacası Grease ne yazık ki aklımda birazcık da bulanık olarak kalacak.
Bunun dışında oyuncuların performansları çok iyiydi ve kadronun,kaydını alıp dinlediğim öteki
Grease müzikali kadrolarının aksine, sesi filmdeki Stockard Channing'e benzeyen (yani güzel bir sese sahip) bir Rizzo karakterini barındırması, gerçekten çok hoştu. Ancak filmin aksine müzikalde Sandy'nin daha az sahnede yer aldığını görmek ve arabalı sinema sahnesinde Sandy Danny'e kızıp çekip gittiğinde Danny'nin filmdeki "Oh Sandy" adlı daha bir slow şarkı yerine "Alone at the Drive-in" adlı daha hareketli bir şarkı söylediğini görmek (sonuçta "Oh Sandy" filmin en ünlü şarkılarındandır) beni biraz hayalkırıklığına uğrattı diyebilirim.
Yine filmin aksine,Frenchy karakterine lisesi ve güzellik okulu arasında yapması gereken seçimde ona yol gösteren Melek rolünü bir erkek yerine, benim gittiğim gösteride (ki benim gittiğim gösteri Türkiye'deki en sonuncu gösteriydi) şişman, ışıl ışıl bir elbise giymiş ve çok iyi bir sesi olan zenci bir kadın oynuyordu. Ama mutlaka magazin haberlerinden birinde rastlamış olduğunuz üzere, bizim izlediğimizden birkaç gösteri önceki bir gösteride, bu Melek rolünü,şimdilerde üzerine yapışmış "Ahlaksız Adam Behlül" rolüyle tanınan Kıvanç Tatlıtuğ oynamıştı. Aslında You Tube'da izlediğim videolardan anladığım kadarıyla (bütün şarkı boyunca çekilmiş hiçbir görüntü yoktu, onun yerine kısa kısa birkaç görüntü vardı ve bundan tam bir karar vermek pek mümkün değil) pek fena oynamamış.
Bütün bunların dışında, şovu sunmakla görevli ve aynı zamanda filmde dans yarışmasını soran Vince Fontaigne rolündeki adamın aşırı enerjik olması, şov başlayana kadar biz seyircileri oyalaması ve üşenmeyip bir parça Türkçe öğrenip, az da olsa Türkçe konuşmaya çabalaması, sahnelenen oyun ve tabii söylenen şarkıların İngilizce'den çevirisinin sahnenin iki yanındaki dev ekranlarda siyah fon üzerine kocaman beyaz harflerle gösterilmesi, diğer bir değişle müzikalin İngilizcesi çokta iyi olmayanlar için bir altyazıya (bu durumda yan yazılara) sahip olması, hoş,küçük detaylardı. Orkestra inanılmaz derecede mükemmeldi,bir an 'keşke onlarla çalabilseydim' diye düşünmedim değil, aynı şekilde Onur'un da böyle düşündüğüne inanıyorum. Oyuncuların sesleri, filmdeki oyuncuların seslerine benziyordu, böylelikle yıllardır soundtrackini dinlemiş olduğum şarkılar, yine benzer seslerle seslendirildiği için kulağıma yabancıymış gibi gelmedi.
Cep telefonumla (ne yazık ki fotoğraf makinesi de getirmemiştik) birkaç fotoğraf çekmeye, birkaç video yakalamaya çalıştım kendi görsel şölenimden fedakarlık ederek, ancak eve gelip bilgisayarda baktığımda pek işe yarar kalitede birşeyler bulamadığımı söylemeliyim. İşe yarayanları burada sizlerle paylaşacağım zaten. Bunun dışında herhangi bir broşürümsü birşey dağıtılmadığından ve internette yaptığım araştırmalar sonuç vermediğinden,ne başrol oyuncularının adını, ne de bu ekibin hangi ülkeden geldiğini biliyorum. Yüzlerini de bulanık görmüş olmamdan dolayı tüm bu bilinmezlik ve kimlik tanımsızlığı bayağı sinir bozucu, ancak yine de başka bir açıdan bakıldığında bir tür rüya gibi geliyor.
Birkaç yıl önce bir gün Grease müzikalini ön sıralardan izleyeceğimi söyleseler, bunu pek gerçekçi bulmazdım sanırım,"keşke.." diyip geçiştirirdim. Şu anda, içimde bunu da yaşamış olmanın verdiği bir keyif var. Tıpkı gösteri sonrası, tekrar Üsküdar'a dönmek için tekneye doğru yürürken içimde hissettiğim keyif gibi. Onca sıkıntı sonrası, içimde bir yerlerde yorgunlukla yere bırakmış ruhum, biraz olsun dinlenmiş gibi, yattığı yerden doğruldu, hafifçe gerindi, etrafına şaşkın şaşkın şöyle bir baktı ve "Bitti mi? Artık yeniden yaşamaya başlıyor muyuz?" diye sordu bana. Bende ondaki bu kıpırdanmayı görünce, onu, sahnedeki bir Grease oyuncusu gibi dans edip şarkı söylecek kadar mutlu edecek rengarenk bir hayat yaşamaya çalışacağıma dair kendi kendime söz verdim.

6 yorum:

  1. Kuruçeşme Arena'ya motorla gitmek gerçekten çok sorunsuz ve kolay oldu. Ordaki atmosfer (boğazın dibinde olmasının da katkısıyla) bence çok güzeldi ama sandalyelerin o kadar rahatsız ve sıkış tıkış olması cidden çok sinir bozucuydu. Grease'in İstanbul'a gelişinin benim askerde olduğum zamana değil de döndükten sonraki zamana denk geldiği için ve seninle birlikte gidip izleyebildiğim için gerçekten çok mutluyum. Her zaman bu müzikali ne kadar çok izlemek istediğini biliyordum. Oyuncuların performansı ve orkestra gerçekten çok ama çok iyiydi. Kıvanç Tatlıtuğ'un olmadığı gösteriye gitmiş olduğumuz için de ayrıca memnunum bu arada. Bir de unutmadan söylemek istiyorum. Sandy'nin sonunda imaj değişikliği yaparak siyahlar içinde açılmış saçılmış olarak Danny'nin karşısına çıktığı zamanki hali bana aşırı derecede seni andırdı niyeyse. Öyle ki sanki sahnede sen varmışçasına izledim resmen o kısımları, ve itiraf etmeliyim ki çok hoşuma gitti. :)

    YanıtlaSil
  2. Demek ki dans etmeyi becerebilip, müzikal sınavına girmekten korkmasaydım,ve kazanıp günün birinde Sandra Dee'yi oynayabilseydim, elin Danny'sinin kollarında olduğum için beni kıskanmayacaktın?:P:D Tabii ben zavallı bir miyop olarak kimsenin suratını net göremediğim için aradaki benzerlik konusunda bir şey söyleyemeyeceğim tam olarak, ancak saç modeli bana benziyordu sanki, aklımda öyle kalmış:) Sağol canım benim:)

    YanıtlaSil
  3. Niye kıskanıyım canım, beni Danny'ye benzettiğin sürece sorun yok :P:) Saç modeli benziyodu evet, ilk benzerlik izlenimini ordan yakalamış olabilirim. Birşey değil bitanem :)

    YanıtlaSil
  4. Şimdi burada büyük bir klişeye imza atıp "her kadın Sandy, onların aşık olduğu her erkekte Danny aslında" demeyeceğim.:D Ayrıca Kıvanç Tatlıtuğ'un olmadığı, orjinal cast'in oynadığı bir gösteriye gidebildiğimiz için bende memnunum, insan bağdaştıramıyor ki, bir tarafta "Grease" öbür tarafta "Kıvanç Tatlıtuğ". Behlül ne arar Grease'de?:D

    YanıtlaSil
  5. Neyse yine de adam verilen sorumluluğun altından hakkıyla kalkmış görünüyor bence,arkasından konuşmayalım şimdi,ayrıca Türk olarak gurur duyduracak bir durum bu.:)

    YanıtlaSil
  6. Grease müzikali hangimizin çocukluğunda yer etmemiştirki?Böyle değerli bir müzikali Türkiye'de izleme şansı bir daha ne zaman elimize geçer bilemiyorum ama Kuruçeşme Arena'daki bu şölenin uzun yıllar hatırlanacağından eminim.Ayrıca melek rolündeki zenci bayandan bahsetmeden geçemeyeceğim.Bence müzikalin en canlı kısımlarındandı.Kendimi 10 dakikalığına Jazz konserine gitmiş gibi hissettim.Çok başarılıydı.Müzikal öncesi arka plandaki dansçıların seyircileri sahneye çıkarıp dans ettirmesi gerçekten çok keyifliydi.Birde Rizzo rolündeki bayan gerçekten işinin hakkını vermişti,Stockard Channingi aratmadı bile diyebilirm :D

    YanıtlaSil