9 Ekim 2010 Cumartesi

"Happy Birthday John Lennon! / İyi ki Doğdun John Lennon!" I


-The Beatles-

John Liverpool,Cavern'de çalarken,Hamburg sonrası

Hamburg Yılları
Hamburg Yılları

Quarrymen
Quarrymen
Paul ve John'un tanıştıkları Woolton konseri
John ve George Amca

1940 yılıydı, Liverpool, çok ağır bir bombalamaya maruz kalmış, mahvolmuş bir durumdaydı.
Bir bebek, 9 Ekim sabahı saat yedide doğduğu sırada, bir hava saldırısı tam da doruk noktasındaydı. Yeni doğan bebek, olabilecek en hızlı şekilde sarılıp, bir beşiğe tıkıldı ve annesinin demir karyolasının altına yerleştirildi. Burası, bir bomba patlamasında, direkt çarpmayla oluşabilecek enkaz yığınından ya da patlamanın etkisiyle parçalanıp uçuşabilecek pencere camının parçalarından olabildiğince korunulabilecek,en güvenli yerdi.Hava saldırısının bittiğini belirten sirenler duyulduğunda,bebek, karyolanın altından çıkartıldı, ve bir süre sonra da kendisine, gelecekte tüm dünyanın bileceği ve unutmayacağı ismi konuldu: "John Winston Lennon."
John Lennon, annesinin kızkardeşi, teyzesi Mimi tarafından büyütüldü. Her zaman haylazlık peşinde olan John, çok zeki bir çocuktu, hem resme,hem yazarlığa,hem de müziğe yeteneği vardı. Küçük bir çocukken,resimlerini kendi çizdiği,yazılarını da kendi yazdığı dergiler yaratmaya bayılırdı. Mimi Teyzesinin kocası George,onun büyüdükçe müziğe ilgisi olduğunu farkedince, ona bir ağız harmonikası (bir çeşit mızıka) armağan etti,böylelikle John Lennon hayatının ilk enstrumanına kavuşmuş oldu.
John biraz büyüyüp genç bir adam olduğunda, annesi Julia'yı sık sık kendi evinde ziyaret eder oldu, bu ziyaretlerden birinde oğlunun müziğe ilgisini çoktan keşfetmiş olan Julia, ona o sıralarda yeni ünlü olmuş Elvis'in bir plağını çaldı. Rock'n Roll, saygın İngiliz ailelerinin evlerinde, dinlenmeye hiç te uygun olmayan bir müzik türüydü, Mimi Rock'n Roll'dan nefret eder,John'un radyoda bu tür müziği dinlemesine asla izin vermez,aksine onu klasik müzik dinlemeye zorlardı. Bu yüzden annesinin ona kendi evinde özgürce Rock'n Roll dinletmesi,ve oğluna banjo (gitara benzer bir tür telli çalgı) çalmayı öğretmesi, John'un sık sık Mimi'nin evinden kaçıp annesine gitmesine neden oluyordu.En sonunda annesi, oğluna ilk gitarını aldığında, Mimi'yi, evin ne tarafına gitse baş ağrısının tutmasına neden olacak gitar tıngırdamaları kuşattı.
Doğuştan bir lider olan John,okuldaki arkadaşlarını bir müzik grubu kurmaya ikna etti, bu bir Skiffle grubuydu, grup üyeleri rendeden,lavabo tahtasına kadar ellerine geçen herşeyle müzik yapıyorlardı. Grubun adı, gittikleri Quarry Bank Lisesi'nin adına ithafen Quarrymen konulmuştu. Quarrymen ismi bir süre sonra etraflarında duyulmaya başlayınca,grup birkaç kez çıkıp konser verme fırsatını buldu. Bu konserlerden biri 6 Temmuz 1957'de Woolton'da düzenlenen bir açık hava konseriydi. Bu konser sonrasında, ortak bir arkadaş, 16 yaşındaki John'a, fazla süt çocuğu gibi duran bir çocuk tanıştırdı: Paul McCartney'i.
John, karşısındaki çocuğu havalı ve küçümser gözlerle şöyle bir süzüp çocuğa yaşını sordu. Paul yaşının 14 olduğunu söyledi,kendisinin de gitar çaldığını söylemeyi de ihmal etmedi. John onunla biraz alay ederek,karşısındaki çocuğa gitarını verip çalmasını söyledi. Paul gitarı aldı, solak olduğu için John'un aksine gitarı ters tuttu,John ve diğer çocuklar ona gülerlerken,gitarın akordunu yaptı,bu gülen çocukların dikkatini çekti ve gülmeyi bıraktılar,çünkü aralarından hiçbiri akort yapmasını bilmiyordu. Derken Paul çalmaya başladı,çaldığı parça Eddie Cochran'ın "Twenty Flight Rock"ıydı. Paul çalmayı bitirdikten sonra, kimse bir daha ona gülmeye kalkışmadı. John Paul'e grupta çalması için teklifte bulundu, Paul'de bunu kabul etti.
John zamanla Paul'den akort yapmasını ve gitarda banjo akorları yerine gitar akorları çalmasını öğrendi. Paul, kendisinden bir yaş küçük, gitar çalan arkadaşı George Harrison'ı da John'a dinleterek grupta çalmaya başlamasını sağlayınca,bu üçlüyle birlikte Beatles'ın belkemiği de oluşmuş oldu.
Liseden sonra John,başka hiçbir yere devam edebilecek notlara sahip olduğu için, bir öğretmenin tavsiyesiyle, bir sanat okulunda resim okumaya başladı. Okulda tanıştığı ve çok yakın arkadaş olduğu Stuart Sutcliffe'i de çaldıkları gruba katılmaya ve bas gitar çalmaya ikna etti. Stuart muhteşem bir ressamdı,ancak gitaristliği ressamlığı ne kadar muhteşemse, o kadar berbattı. Paul, Stu'nun grupta çalmasından hoşlanmasa da, John'un hatırı için bu konuda pek birşey söylememeye çalıştı.
John 18 yaşındayken,annesi Julia, bir akşam kızkardeşi Mimi'nin evinden kendi evine dönerken, görev başında olmayan bir polis tarafından arabayla ezildi.Bu ölüm John'u çok derinden sarstı, hiçbir zaman tam anlamıyla sahip olamadığı annesini artık sonsuza kadar kaybetmişti.
Biraz uğraş ve birçok konser sonrasında,gruba Hamburg'da bir turne teklifi geldi, John ve diğer grup üyeleri bu teklifi seve seve kabul ettiler. Ama artık grubun ismi Quarrymen olamazdı, grupta Quarry Bank'ten kalan bir tek John vardı, o da liseyi çoktan bitirmişti, bu yüzden bir süre çeşitli isimler kullandılar, önce Johnny and the Moondogs (Johnny ve Ayköpekleri)ardından Silver Beetles (Gümüş Böcekler) olarak tanıttılar kendilerini. Hamburg'taki turnelerine giderlerken gruba kattıkları baterist Pete Best'le birlikte şimdi 5 kişi olmuşlardı.
Hamburg yılları,zorlu,yorucu,pis ve olabildiğince çılgınca geçti. Bir süre sonra, sahnede doğru düzgün ara vermeden sekiz saat çalmaya kadar vardırdılar işi; böyle durumlarda yemeklerini bile sahnede yiyorlar, içkilerini,sigaralarını sahnede içiyorlardı,ara sıra birbirlerine sinir olup, yemeklerini birbirlerine bile fırlatıyorlardı. Sahneden nihayet indiklerinde sabah olmuş oluyordu, grup üyeleri de kaldıkları daracık,ranzalı odaya yatmaya gidiyorlardı, Bambi sinemasının arkasındaki bir odaya.Yorgunluktan çoğunlukla sızıp kalsalar da,sinemanın sesleriyle uyanıp,filmlere küfür ettikleri de çok oluyordu. Tabii, bu arada önlerine gelen her kıza asılıp tavlamayı,onları yatağa atmanın yollarını aramayı, boş vakitlerinde striptiz klüplerine sık sık gitmeyi ihmal etmiyorlardı.Ara sıra kavgaya karıştıkları da oluyordu,örneğin bir keresinde Stuart'ı dayak yerken bulup,deli gibi dövüşe katılmışlardı.
Bir süre sonra alman bir fotoğrafçı olan Astrid Kircherr'la tanıştılar. Çok kısa bir süre sonra Astrid'le Stu birbirlerine delicesine aşık oldular,bu nedenle turne bitip,Liverpool yolu tekrar göründüğünde,Stu, Astrid'le birlikte geride kalmayı tercih etti. Bu durum John'u üzse de, Stu'nun mutluluğu için fazla itiraz edemedi. Bu Stu'yu son görüşleriydi, bu ayrılıktan sonra Stu'yla John sık sık yazışsalarda, Stu iki sene sonra ani bir beyin kanamasından dolayı öldü, doktorlar bunun iki sene önceki bar kavgasında, kafasına aldığı darbeler sonucu olduğunu söylediler.
Stu'nun ölümü John'u mahvetti,bir süreliğine içine kapanmasına neden oldu. Bu sırada Liverpool'daki Cavern adlı barda sürekli olarak çalmaya başlamışlardı. Bir müzik yapımcısı olan Brian Epstien artık isimlerini John'un kıvrak zekasıyla, Silver Beetles'tan aynı zamanda beat müziğine gönderme yapılan "Beatles"la (The Beatles - with an A / The Beatles - A harfiyle) değiştirmiş grubu burada izledi,beğendi ve menajerleri olmayı teklif etti.
Paul artık bas gitar çalıyordu,George solo gitar, John ritim gitar ve Pete Best ise bateri. Ancak Paul gibi Brian'da Pete'in bir baterist olarak yetersiz olduğunun farkındaydı,bu yüzden Pete'in yerine çok daha iyi bir baterist olan Richard Starkey'i yahut herkesin bildiği ismiyle Ringo Starr'ı getirdi, böylelikle dünyaca ünlü,bir fenomen olmuş Beatles grubu tamamlandı.
-Gerisi Happy Birthday John Lennon II'de.

1 yorum:

  1. Yaaa, Dünya'da neler olmuş, olmaya da devam edecek.Şans her zaman çok önemlidir.İnsanın şansıda, doğduğunda açıksa, açıktır. Değilse, değildir. Saygılarımla Ahmet SERTEL

    YanıtlaSil