28 Aralık 2010 Salı

Pıtırcık'ın Noel Baba'ya Mektubu











Sevgili Noel Baba;

Yazmayı öğrendiğimden bu yana her yıl yaptığım gibi, ki bu çok ama çok yıllar ediyor, annemle babama siz Noel Baba'ya yine bir mektup göndereceğimi söyledim. Noel armağanlarımı istemek için.
Canımı sıkan bir şey oldu ama. Babam beni dizlerine oturttu. Dedi ki, bu yıl pek zengin değilmişsiniz, özellikle de o beklenmeyen olaydan sonra. Hani şu kızağınız için ödemeniz gereken para var ya, o işte.
Öteki kızaklı budala kendi kızağıyla gelip sizinkine çarpmış. Tanıklar varmış ama, sigorta şirketinin söylediği hiç doğru değilmiş. Olan size olmuş işte.
Aynı şey geçen hafta babamın arabasının başına geldi. Kendisi hiç mi hiç hoşnut değildi.
Hem sonra babam bana cömert ve tatlı davranmamı, kendim için armağanlar istemek yerine sevdiğim herkes için, arkadaşlarım için armağanlar istemem gerektiğini söyledi. Ben de dedim ki, n'apalım,oluri dedim.
Sonracıma annem beni öptü, onun kocaman oğlu olduğumu söyledi. Dedi ki, kızağınızın başına gelenlere karşın, beni tamamen unutmayacak kadar birkaç kuruşunuz kalmış olabilirmiş. Benim annem biraz tatlıdır da.
Diyeceğim o ki, kendim için bir şey istemiyorum.
Babmla annem için benim de binebileceğim büyüklükte küçük bir otomobil iyi olurdu. Pedal çevirmeye gerek kalmadan kendi kendine çalışan, yanan farları olan bir araba, tıpkı kazadan önce babamın arabasındaki farlar gibi.
Bu otomobili okuladan biraz daha uzaktaki dükkanın vitrininde gördüm. Onu annemle babama verebilirseniz çok iyi olur. O zaman hep bahçede oynarım çünkü, söz. Annemi de öfkeden kudurtmam bir daha, evde sürekli koşturup durmamdan, mutfakta maskarılıklar yapmamdan hiç hoşlanmaz da.
Sonracıma babam da gazetesini rahat rahat okur. Salonda top oynadığımda çok öfkelenir çünkü. Bunu haketmek için ne yapmış olabileceğini sorar, işyerinde zor bir gün geçirdikten sonra evde biraz kafa dinlemek istediğini söyler.
O küçük otomobili bizimkilere verecek olursanız eğer, kırmızı olanı seçin. Mavi de var ama sanırım kırmızıyı daha çok severler.
Öğretmenime gelince; çok maskaralık yapmadığımızda çok tatlıdır, çok güzeldir kendisi. Onun için bu yılki tüm aritmetik problemlerinin çözümünü rica edecektim. Bize kötü notlar vermek öğretmenimizin hiç hoşuna gitmez çünkü. Genelde şöyle der bana:
"Sana sıfır vermek hiç hoşuma gitmiyor, biliyor musun Pıtırcık? Daha iyisini yapabileceğini biliyorum."
Yani tüm aritmetik problemlerinin yanıtını alabilirsem, çok kıyak olur. Böylece öğretmenim bana bir sürü iyi not verir, bu da çok ama çok hoşuna gider. Bayıldığım bir şey varsa, o da öğretmenimi hoşnut etmektir.
Hem ayrıca öğretmenin kuzusu olan Çarpım her dakka sınıf birincisi olamaz. Oh olur ona, canımı sıkıyor çünkü. Ne yani, yalan mı, iyi valla!
Gümüş bir arkadaşımızdır. Babası çok zengindir, ona her istediğini alır. Daha yeni bir silahşör kostümü alındı ona, müthiş, bir kılıcı var, fışşşşt, fışşşt, tüylü bir şapkası var, her şeyi var.
Ama silahşör kostümü olan tek arkadaşımız Gümüş olduğu için, bizlerle oynadığında hiç hoş olmuyor, özellikle de kılıçlar yüzünden. Biz cetvellerimizi kılıç yapıyoruz ama aynı şey değil işte.
Benim de bir silahşör kostümüm olsaydı, Gümüş çok hoşnut olurdu. Benimle fışşşşt, fışşşt, yan yana çarpışırdı. Ötekilerin cetvelleri olurdu, hepsini yenerdik, kazanan hep ikimiz olurduk.
Başka bir arkadaşım olan Lüplüp'e gelince, çok basit; Lüplüp tıkınmaya bayılır. Benim bir sürü param olsaydı eğer, Lüplüp'ü her gün okul çıkışı pastaneye götürürdüm. Çok sevdiğimiz çikolatalı ekmeklerden yerdik. Lüplüp şarküteriyi de çok sever. Ama çikolatalı ekmeklerle yetinecek, sonuçta parasını ben ödüyorum. Beğenmiyorsa gidip kendisi alsın şarküteriden istediğini. İyi valla!
Tıngır'a gelince; bilye oynamaya bayılır. Doğrusu çok da iyi oynar; bir attı mı, tak, hiç kaçırmaz. E biz de n'apıyoruz, artık onunla bilye oynamak istemiyoruz. Çünkü sahicisine oynadığımızda tüm bilyelerimizi kaybediyoruz. Tıngır'ın da teneffüste canı sıkılıyor.
"Hadi çocuklar, hadi n'olur!.." diyor sürekli. Çok üzücü bir durum. Anlayacağınız, bir sürü bilyem olsaydı eğer, Tıngır'la oynamayı kabul ederdim. Çünkü o pis mızıkçı her dakka kazansa da, benim hep bir sürü bilyem olurdu.
Dalgacı'ya gelince; kendisi sınıfın sonuncusudur. Öğretmen onu ne zaman tahtaya kaldırsa ceza alıp teneffüse çıkamaz. Sonracıma, karneler dağıtıldığında da evinde bir sürü tantana kopar. Sinemadan, tatlıdan, televizyondan yoksun bırakılır. Her zaman bir şeylerden yoksun bırakılır zavallı. Üstelik okul müdürü sınıfta, herkesin önünde, sonunda hapsi boylayacağını söyledi ona. Bu da Dalgacı'nın annesiyle babasına çok acı verecekmiş, onlar Dalgacı'ya iyi bir eğitim vermek için neler nelerden yoksun kalıyorlarmış.
Ama ben Dalgacı'nın neden sonuncu olduğunu biliyorum. Neden sınıfta uyuduğunu da. Aptal olduğundan değil, Sırım'dan daha aptal değil örneğin. Yalnızca yorgun, o kadar.
Dalgacı ileride, büyüdüğünde, Fransa Turu'na katılmak için o güzelim, sarı bisikletiyle sürekli antreman yapıyor. E tabii hep antreman yaptığı için ne derslerini öğrenebiliyoru ne de ödev yapabiliyor. Ödevlerini yapamayınca da, öğretmen ona hep yüzer kez yazacağı tümceler ve fiil çekimleri veriyor.Dalgacı' nın şleri çoğaldıkça çoğalıyor. Böyle olunca da antremanları aksıyor. Sonra ne mi oluyor? Pazar günleri bile çalışmak zorunda kalıyor Dalgacı.
Anlayacağınız, Dalgacı'nın sınıfın sonuncusu olmaması için; sinemadan, tatlıdan, televizyondan yoksun kalmaması için bisikletini elinden almanız en iyisi olacak.
Gerçekten de böyle devam ederse, müdürün dediği gibi, kodesi boylayacak. Fransa Turu için dışarı çıkmasıa da izin vermeyecekler. Bisiklete gelince; siz de evet derseniz, Dalgacı büyüyüp de okula gitmesine gerek kalmayana dek bende kalabilir.
Sırma'ya gelince; kendisi küçük bir kızdır, bizim yan komşumuz olur. Pespembe yanakları, mav gözleri, sapsarı saçları vardır. Sırma için harika taklalar atmak isterdim. Takla atanları izlemeye bayılır Sırma. Benim taklalarımın en müthiş taklalar olmasını sağlarsanız eğer, Sırma şöyle der: "Pıtırcık şampiyonlar şampiyonu." E bu da onu çok ama çok hoşnut eder.
Sevdiğim herkes için sizden bir şeyler istemiş oldum işte. Ama sevdiğim o kadar çok insan var ki, arada unuttuklarım olmuş olabilir. Onlara da bir sürü, bir sürü, ama bir sürü güzel armağanlar getirin lütfen.
Kendim için, söylediğim gibi, hiçbir şey istemiyorum.
Ama birkaç kuruşunuz kaldıysa eğer ve ne bileyim bana bir sürpriz yapmak gelirse içinizden, çekinmeyin. Babamla annemin arabasını gördüğüm dükkânın vitrinindeki uçağı getirip bir sürpriz yapabilirsiniz örneğin.
Ama bacadan geçerken dikkatli olun, uçak da otomobil gibi kırmızı çünkü, çok çabuk kirlenebilir.Son olarak da elimden geldiğince uslu duracağıma söz veriyorum ve size MUTLU NOELLER diliyorum.


Bu mektup, René Goscinny'nin yazıp, Jean-Jacques Sempé'nin çizimleriyle hayat verdiği "Histories inédites du Petit Nicolas / Pıtırcık'ın Bilinmeyen Öyküleri" nden alıntıdır. Kısaltılmıştır. Noel temalı olduğu ve içinde çocuksu bir Noel sevinci barındırdığı için bu hikayeyi sizlerle burada paylaşmak istedim. Kitabın kalanını bulup okumak, yahut hediye etmek isteyenler için kaynak; "Goscinny/Sempé , Pıtırcık Bilinmeyen Öyküleri , Pıtırcık'ın Armağanları, Can Yayınları.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder